Merhaba

Gökyüzüyle Başlayan Bir Yolculuk

Rüzgarın uğultusu, panjurları yalayıp geçerken, gökyüzü en koyu renklerini giyinmişti. Benim gibi, içini dökmek için bir yer arıyor gibiydi.

Yağmurun toprağa düşüşü, her zamanki gibi sessiz ama derindi. Onların ilişkisi bir sevginin göstergesi gibiydi; birbirine kavuştuğunda nefes alan bir doğa…

Total tiroidektomi ameliyatımdan sonraki ilk kontrolde neler yaşayacağımı bilmeden yola çıktım. Ama bir şeyden emindim: Bu sadece bir tıbbi randevu değil, aynı zamanda içsel bir yolculuktu. Her ayrıntıyı, gözüm gördüğü anda zihnimin defterine kaydettim. Çünkü her küçük an, sonrasında yazıya dönüşecek bir deneyimdi.

Medicana İzmir Hastanesi’nin kapısından içeri girdiğimde, kendimi İstanbul’un kokularını taşıyan bir köşede bulmak istedim. Divan’ın tanıdık lezzetleri ve huzurlu atmosferi, bana geçmişin nostaljik sıcaklığını sundu. Bir tabak mercimek çorbası ve ardından içilen çayın ruhu saran sıcaklığıyla, içimdeki endişeler bir süreliğine bile olsa sustu.

Saat 14:00’e yaklaşırken, doktorum Doç. Dr. Varlık Erol’un bulunduğu kata çıktım. Sekreter Gözde Hanım’ın güler yüzüyle odasına yöneldim. O anlarda yalnızca sonuçları öğrenmiyor, aynı zamanda kendime dair yeni bir sayfa açıyordum…

Kontrole Giden Yol ve İçsel Terapi

5 Nisan 2021 sabahı, gökyüzü yine koyu renkleriyle örtünmüş, yağmur aralıklarla yeryüzüne dokunuyordu. Rüzgar, sanki içimdeki düşünceleri okur gibi, kimi zaman hızlanıyor kimi zaman duruyordu. Her şey dış dünyadan iç dünyama bir yansıma gibiydi. Bu yolculuk, sadece bir hastane ziyareti değil; aynı zamanda bedenimle, zihnimle ve duygularımla kurduğum bağın yeniden gözden geçirilişiydi.

Medicana İzmir Hastanesi’nin kapısından içeri girdiğimde, tanıdık bir telaş karşıladı beni. İnsanların umutları, endişeleri ve sessizce birbirine karışan duyguları… Ben ise kendime bir ara durak seçtim: Divan Kafe. İstanbul’un kokusu gibi yayılan kahveyle, bir parça nostaljiyle derin bir nefes aldım. Her şey yerli yerindeydi: çorbanın sıcaklığı, çayın huzuru, göz ucuyla izlenen insanlar…

Saat ilerledikçe içimdeki duygu yoğunluğu da yavaş yavaş dağılmaya başladı. Kendimi dinleyerek, farkında olarak beklemek bir nevi terapi gibiydi. Zihin, dış dünyayla uyumlandığında her an anlam taşımaya başlıyordu. Bu, hastane koridorlarında bile mümkün.

Doktor Görüşmesi ve Tıbbi Bilgiler

Saat 14:00’e yaklaşırken, 1. katta bulunan Genel Cerrahi bölümüne çıktım. Sekreterya’daki işlemler tamamlandıktan sonra, tanıdık bir gülümsemeyle Gözde Hanım beni karşılayıp Doç. Dr. Varlık Erol’un odasına kadar eşlik etti. O an, bir kapının ardında bekleyen cevaplar vardı.

Patoloji sonuçları temiz çıkmıştı. Bu cümle, içimde göğsümü hafifleten bir rüzgar gibi esti. Ardından doktorum, bundan sonraki sürece dair bilgilendirmelerde bulundu: Vitamin ilaçlarını belirlenen dozda kullanmam, antibiyotiğin artık tamamlandığı, ama hayat boyu sürecek bir ilacın şimdi devreye gireceği anlatıldı.

Bu ilaç, tiroid hormonu yerine geçen levotiroksin etken maddesiydi. Vücudun dengesini yeniden kurmak, bu suni hormonun doğru dozla alınmasına bağlıydı. Bu sürecin özellikle ilk yılında, üç ayda bir düzenli kontroller yapılacaktı.

Yan etkiler ihtimal dahilindeydi: baş ağrısı, uyku bozukluğu, çarpıntı, sinirlilik, kilo kaybı… Ama doktorum bunların çoğunun geçici olduğunu ve zamanla azalacağını belirtti. En dikkat çekici uyarı ise şuydu: “Kan tahlili yapılacağı gün bu ilacı almamalısın.”

Boyun ultrasonunda ise sağ üst lenflerde mikro düzeyde iki oluşum görülmüştü. Henüz biyopsi ya da cerrahiye gerek yoktu, ancak yakın takip şarttı. İki ay sonra tekrar ultrason ile kontrol yapılacaktı.

Ameliyat yerinde hafif bir pansuman yapıldı. Sabah ve akşam kullanılmak üzere özel bir krem reçete edildi. “Güneşe çıkma, yara izi kararır” dedi doktorum. Gülümsedim ve ekledim: “Zaten kansere bağlı olarak güneşe pek çıkmıyorum.” Bu kısa diyalog bile sürecin içinde doğan yeni bir alışkanlığı, bir duruşu yansıtıyor.

  • Boynunda herhangi bir şişlik, yumru veya tiroit bezinin büyüdüğüne dair bir değişiklik fark ettin mi? Eğer fark ettiysen, bu değişiklikleri izliyor musun?

Tiroid bezinizdeki herhangi bir değişiklik, vücudunuzun size verdiği önemli bir işaret olabilir; bu nedenle, düzenli kontroller ve erken müdahalelerle sağlığınızı koruyarak, hayatınızı daha sağlıklı ve dengeli bir şekilde sürdürebilirsiniz.

Yazının ve Gözlemin Terapötik Gücü

Yol boyunca gördüğüm her detay, zihnimin kayıt defterine birer birer düştü. Sanki yaşadığım her an, yazılmayı bekleyen bir cümleye dönüşüyordu. Yazmak sadece bir ifade biçimi değil, aynı zamanda iyileşmenin de ta kendisiydi. Beyaz sayfalar, en sadık sırdaşım, en sessiz dinleyicim olmuştu.

Hastalığım boyunca konuşmalarım bedenimin zayıflıklarıyla değil, zihnimin gücüyle şekillendi. Vakit kaybetmeden felsefe kitaplarına sarıldım. Antik çağlardan günümüze uzanan düşünürlerin satır aralarından, zamansız bir bilgelik süzülüyordu. Onlar, yüzyıllar öncesinden bugünkü halime rehberlik ediyordu.

Zihin, bedeni hem sınar hem taşır. Her geçen gün bedenle birlikte ruhum da bir eşikten geçiyor, eski kabuklarını bırakıyordu. Fakat her dönüşüm sancılıdır. Ve o sancının dili, çoğu zaman yazının içindeki sessizlikte yankılanır. Yazdıkça yalnızlık dağıldı, anlam çoğaldı, yaralar hem görüldü hem sarıldı.

Zihinsel iyileşme, bedenin iyileşmesini de destekledi. Çünkü fark ettim ki, insan ruhunu onarmadan bedenini tamir edemez. Her okuduğum cümle, içimdeki karanlığa bir ışık yaktı. Her yazdığım satır, derinlerdeki kırgınlığa bir merhem oldu.

Yazmak; gözle görülemeyeni görünür kılmak, iç dünyamın aynasında hakikati fark etmekti. Duygularımın ve düşüncelerimin en samimi haliyle dışa vurulmasıydı.

Hastalığın Öğrettikleri ve Dönüşümün Sessiz Gücü

Her hastalık bir öğretmendir aslında. Bedenin fısıltılarını dinlemeyi öğrenirsin önce. Ardından suskunluğun, konuşmaktan daha güçlü bir dil olduğunu anlarsın. Zor günler, görünmeyen kapıları aralar. Ben de kendi içimde açılan o kapılardan geçerken, bambaşka bir ben’le karşılaştım.

Hastalık bana sadece tiroid bezimi almadı; aynı zamanda zamanı, sabrı, yaşamın kırılganlığını ve kıymetini öğretti. Geceleri uykusuzlukla baş ederken, zihnim daha önce duymadığı kadar derin bir sessizliğe ulaştı. Ve bu sessizlikte, en gürültülü hakikatleri duymaya başladım.

Yaşamı kontrol edemeyeceğimi ama ona yön verebileceğimi fark ettim. Varlıkla boşluk arasındaki o ince çizgide yürürken, bir yandan kayıpları kabullenmeyi, bir yandan yeni başlangıçlara yer açmayı öğrendim.

Hastalık, güçsüzlük değilmiş meğer. Tam tersine, en kırılgan anlarda bile içimizdeki dayanma gücünü tanımanın bir yoluymuş. En zayıf hissettiğim anlarda bile kalemimi elimden bırakmadım. Çünkü yazmak, beni hayatta tutan ince bir ip gibiydi.

Her kelime, zihnimin içinde şekillenen bir ilacı andırıyordu. Kelimelerle kendimi yeniden ördüm, yeniden var ettim.

İyileşme Süreci ve Geleceğe Bakış

İyileşmek yalnızca bedenin değil, zihnin ve ruhun da sürece dahil olduğu bir yolculuk. Ameliyat sonrası geçen her gün, bedenim biraz daha toparlanırken, içsel benliğim de yeni bir dengeye kavuşmanın yollarını arıyordu. Her sabah ilaçla başlayan günler, başlangıçta bir alışkanlığa değil, bir sorguya dönüşüyordu: “Bundan sonra ne olacak?”

Ama zaman, sabrın en büyük öğretmeni. Her geçen gün, hormonların etkisine alışmak, vücutta oluşan yeni düzenle yaşamayı öğrenmek, bir tür yeniden doğuş gibi geldi. Artık neyin kalıcı, neyin geçici olduğunu daha iyi ayırt edebiliyordum.

Gökyüzüne bakışım bile değişmişti. Daha derin, daha farkında… Çünkü artık sadece bir sağlık krizi yaşamamış, aynı zamanda yaşamla yeni bir sözleşme imzalamıştım. Daha dikkatli, daha bilinçli, daha minnettar…

Geleceğe dair korkularımın yerini yavaş yavaş umut aldı. Her sabah alınan bir ilaç değil sadece, aynı zamanda bir hatırlatma: Yaşıyorum. Ve yaşam, her haliyle değerli. Yazmaya devam ediyorum çünkü kelimeler, hem benim hem de başkalarının içindeki iyileşme kıvılcımını besleyebilir.

Veda Değil, Yeni Bir Başlangıç

Hayatın kendisi, sürekli bir dönüşüm ve değişim içinde. Bu süreçte öğrendiğim en önemli şeylerden biri, ne kadar zorlayıcı ve acı verici olursa olsun, her kayıp, her zorluk, aslında bir yenilenme şansı sunuyor. Bedenim bir yara almış olabilir, ama ruhumun derinliklerinde çok daha güçlü bir hal alıyorum. Sağlık, sadece fiziksel bir halet-i ruhiyeden ibaret değil; zihinsel, duygusal ve ruhsal bir iyileşme de gerektiriyor.

Bazen bir hastalık, bir kayıp ya da bir değişim, insanın hayatındaki en değerli öğretmen olur. Bu süreçte, sadece kendimle değil, aynı zamanda çevremdeki dünyayla da yeni bir ilişki kurmayı öğreniyorum. Çünkü iyileşmek, sadece “yapmak” değil, “olmak” ile ilgili bir mesele. İnsanın kendini tanıması, kabullenmesi, sevdiklerine değer vermesi, en önemlisi ise yeniden başlamak.

Şu an, her şeyin başlangıç olduğu, her nefesin yeni bir umut taşıdığı bir dönemden geçiyorum. Ve biliyorum ki bu yolculuk bitmeyecek. Bedenimden geçen her ilaç, her tedavi, bana sadece sağlıklı bir yaşamın kapılarını açmakla kalmıyor, aynı zamanda ruhumun derinliklerine inerek daha anlamlı bir hayat sürmeme de yardımcı oluyor.

Yolculuk devam ediyor. Ve her yolculuk gibi, bu da bir keşif, bir öğrenme süreci. Her adımda daha bilinçli, daha sağlıklı, daha güçlü bir ben olarak ilerleyeceğim.

Sevgiyle ve Sağlıkla kalın…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin