Çünkü güç ve duyusal değer düşünceye hükmettiği sürece insanlar insanlara, ülkeler ülkelere, ideolojiler ideolojilere karşı olacaktır. İktidar olduğu sürece baskı, savaşlar, kaos olacaktır. Kişi ülkesi için çalıştığı sürece, nefreti çekişmeye ve gelecek Savaşları besliyordur. Her politikacı hangi renk olursa olsun iyi olan için, ülkenin zaferi için çalıştığını söyler ve aslında tam da bu olguda karmaşanın ve sefaletin tohumları yatar. Milliyetçilik ülkeyi yoluyla, ırk yoluyla, grup yoluyla kendiliğin zaferidir ve yıkıcı bir zehirdir…

— Jiddu Krishnamurti

Merhaba

J. Krishnamurti’nin öğretilerini okurken kişi, kelimelerin insanın kendi düşüncesine yönelik olarak ne kadar kişisel olduğunu ve kendi insani psikolojik etkinliklerimize ayna tuttuğunu görünce aniden çarpılıyor. Onun dili zaman, mekân veya koşullarla sınırlandırılmış değil, bu nedenle okuyucular hangi çağda veya hangi kıtada olurlarsa olsunlar kendilerini berrak bir şekilde ve şefkatle açıklığa kavuşturulmuş halde bulabilirler.

İkinci Dünya Savaşı sırasında, Krishnamurti halka açık konuşmalar yapmaktan ziyade, Ojai’de sessiz ve sakin bir yaşam sürmeyi tercih eder. Fakat insanlar, kişisel ikilemlerinden, sorunlarından bahsetmek için onunla konuşmaya gelir. Sorunları evrensel, herkesin kafasını kurcalayan şeylerdir ve bunların her biri “Siz dünyasınız” cümlesini doğrular niteliktedir. Krishnamurti, endişelerin merkezine inerek bu kişilerin düşünme biçimlerini ve hislerini derinlemesine inceler, böylece endişenin nedeni tarafsız bir şekilde, yargılanmadan açığa çıkarılmış olur. Bu kitaptaki diyaloglar, Krishnamurti’nin notlarından derlenmiştir.

Bireysel ve Toplumsal Değişim: Krishnamurti, insanlığın gelişmesinin ancak bireylerin derin bir içsel dönüşüm sürecinden geçmesiyle mümkün olabileceğini savunur. “İnsanlığın öyküsü sensin” ifadesi, her bireyin toplumsal yapılar ve insanlık tarihi ile doğrudan bağlantılı olduğunu ima eder. Bir insanın içsel değişimi, toplumu ve dünyayı değiştirebilir. Bu bakış açısıyla, bireysel sorumluluk ve farkındalık her şeyin başlangıcını oluşturur.

Düşüncenin Rolü ve Zihinsel Engeller: Krishnamurti, insan zihninin düşüncelerle şekillendiğini ancak düşüncenin çoğu zaman insanı sınırladığını belirtir. Düşünceler, geçmişin etkilerini taşıyan zihinsel kalıplar olarak insanlar üzerinde bir tür engel oluşturur. Bu kitapta, bilinçli farkındalık ve düşüncenin sınırlayıcı doğası üzerine derinlemesine bir sorgulama yapılır.

Özgürlük ve Bağımsızlık: Krishnamurti’nin öğretilerinde özgürlük, en temel konulardan biridir. Ona göre özgürlük, dışsal faktörlerden, toplumsal baskılardan ve kişisel ön yargılardan tamamen bağımsız olmaktır. “İnsanlığın öyküsü sensin” ifadesi, bireylerin içsel özgürlüklerini bulmalarını ve kişisel dönüşüm süreçlerine odaklanmalarını teşvik eder.

İçsel Dönüşüm ve Farkındalık: Krishnamurti, insanlık için en önemli değişimin içsel dönüşümden geçtiğini savunur. Dışsal şartların insanları değiştiremediğini, ancak bireylerin içsel dünyalarını sorgulayarak değişebileceklerini vurgular. Kitap, meditasyon ve farkındalık gibi uygulamalar aracılığıyla bu dönüşümün nasıl sağlanabileceği üzerine de öneriler sunar.

Bağlantı ve Birlik: Krishnamurti, tüm insanlığın birbiriyle derin bir bağ içinde olduğunu söyler. İnsanlar birbirinden ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır, bu yüzden bir kişinin içsel dönüşümü tüm insanlık için anlamlıdır. Toplum, insanın bir parçasıdır ve bu parça doğru bir şekilde değişirse toplum da değişebilir.

“İnsanlığın Öyküsü Sensin”, insanın kendi içsel dünyasında yapacağı derin bir keşif ile insanlık tarihinin ve toplumunun sorunlarına dair anlamlı bir değişim yaratabileceğini savunur. Bu eser, bireyi, kendisinin ve çevresindeki dünyayı derinlemesine keşfetmeye ve varoluşun daha yüksek bir seviyesini deneyimlemeye davet eder.

Kitap, insanın özgürleşme, bilinçli farkındalık kazanma ve gerçek anlamda yaşamı deneyimleme yolundaki potansiyeline odaklanır. Krishnamurti’nin yazılarında sıkça gördüğümüz bir tema olan “kendini tanıma” ve “gerçek özgürlük” bu kitabın da temel taşlarını oluşturur.

“İnsanlığın Öyküsü Sensin”, okuyuculara hem kişisel hem de toplumsal bir farkındalık yaratmayı hedefler. Krishnamurti, insanın potansiyelini en yüksek seviyeye çıkarmasını ve toplumsal sorunları anlamak için içsel bir dönüşüm sürecine girmesini önerir. Kitap, özgürlük, farkındalık ve kişisel gelişim üzerine derin bir felsefi sorgulama sunar.

“İnsanlığın Öyküsü Sensin” (The Story of Man is You) kitabı, Jiddu Krishnamurti tarafından yazılmış ve insanlık durumunu derinlemesine anlamaya yönelik felsefi bir yaklaşımdır. Bu eser, Krishnamurti’nin yaşam ve düşünce biçimini yansıtan, insan doğası, özgürlük, düşüncenin sınırları ve insanlık için evrensel gerçekliklere dair soruları sorgulayan önemli bir kitaptır.

İnsanlığın Öyküsü Sensin, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Jiddu Krishnamurti’nin İnsanlığın Öyküsü Sensin adlı eseri, bireyin yalnızca kendi yaşamını değil, tüm insanlığın içsel çatışmalarını da taşıdığını savunan derin bir farkındalık çağrısıdır. Günümüz dünyasında bu kitabın önemi, bireysel sorunların aslında kolektif bir aynaya dönüştüğü fikrinde yatar.

İşte eserin bugünkü anlamı açısından öne çıkan bazı yönler:

  1. “Sen dünyasın” düşüncesiyle kolektif sorumluluk: Krishnamurti, bireyin korkuları, çelişkileri ve acılarının yalnızca kişisel olmadığını, tüm insanlığın ortak mirası olduğunu savunur. Bu, günümüzde artan toplumsal kutuplaşma, çevresel krizler ve ruhsal yalnızlık karşısında empati ve sorumluluk duygusunu yeniden hatırlatır.
  2. Düşünceyi gözlemleme sanatı: Kitap, düşünceyi değiştirmeye çalışmak yerine onu yargısızca gözlemlemeyi önerir. Bu yaklaşım, modern psikolojideki bilinçli farkındalık (mindfulness) pratikleriyle örtüşür ve zihinsel berraklık için güçlü bir araç sunar.
  3. Çatışmanın kökenine inme: Krishnamurti, bireylerin yaşadığı içsel çatışmaların, toplumun dışsal çatışmalarına nasıl dönüştüğünü gösterir. Bu, günümüzün savaş, ayrımcılık ve şiddet ortamında barışın yalnızca dışsal değil, içsel bir süreç olduğunu hatırlatır.
  4. Kurtuluşun dışarıda değil, içeride aranması: Kitap, hiçbir ideoloji, lider ya da sistemin bireyi özgürleştiremeyeceğini; gerçek dönüşümün yalnızca bireyin kendi içsel gözlemiyle mümkün olduğunu savunur. Bu, özellikle bilgi çağında yönünü kaybetmiş bireyler için bir iç pusula işlevi görür.

“Kendi kurtuluşunuzu arayın, o zaman dünyayı karmaşa ve çatışmadan, kederden ve düşmanlıktan kurtarırsınız. Çünkü siz dünyasınız ve sizin sorunlarınız dünyanın sorunlarıdır.” — İnsanlığın Öyküsü Sensin

Jiddu Krishnamurti: Hakikatin Yolları Olmayan Ülkesinde Bir Yolcu

Jiddu Krishnamurti (d. 11 Mayıs 1895 – ö. 17 Şubat 1986), Hindistan’ın Madanapalle kasabasında doğmuş, 20. yüzyılın en etkili ruhsal düşünürlerinden biridir. Onu farklı kılan, yalnızca söyledikleri değil, söylediklerini yaşama biçimidir.

Erken Yaşam ve “Dünya Öğretmeni” Seçilişi: Telugu kökenli bir Brahman ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelen Krishnamurti, çocukluğunda hassas, içine kapanık ve hayalperest bir yapıya sahipti. 1909 yılında, Teosofi Derneği’nden C.W. Leadbeater tarafından “aura”sının olağanüstü olduğu gerekçesiyle keşfedildi. Ardından Annie Besant tarafından himaye altına alındı ve “Dünya Öğretmeni” olarak yetiştirilmeye başlandı.

Kurulanı Yıkmak: Özgürlüğün İlk Eylemi: Ancak Krishnamurti, 1929 yılında beklenmedik bir kararla, kendisi için kurulan “Yıldızlar Tarikatı” adlı örgütü feshetti. Şu sözleri tarihe geçti: > “Hakikat, yolları olmayan bir ülkedir ve ona hiçbir örgüt, din ya da mezhep aracılığıyla ulaşılamaz.”

Bu çıkışıyla, hiçbir otoriteye, dogmaya ya da geleneksel öğretmen-öğrenci ilişkisine bağlı kalmadan, bireyin kendi içsel gözlemiyle hakikate ulaşabileceğini savundu.

Düşünce Sistemine Genel Bakış: Krishnamurti’nin öğretileri bir sistem değil, bir sorgulama biçimidir. Ana temaları şunlardır:

  • Korkunun doğası ve gözlemle çözülmesi
  • Zihnin sessizliği ve farkındalık
  • Koşullanmalardan özgürleşme
  • Zamanın psikolojik yanılsaması
  • Gerçek özgürlük: düşünceyle tanımlanmayan bir hâl

Onun için “öğretmek” değil, birlikte “görmek” esastı. Konuşmalarında sıkça “birbirimizle dostça konuşuyoruz” diyerek, hiyerarşik bir ilişki kurmayı reddetti.

Etkisi ve Mirası: Krishnamurti, hayatı boyunca Hindistan’dan Amerika’ya, Avrupa’dan Avustralya’ya kadar birçok ülkede konuşmalar yaptı. Osho, Alan Watts, David Bohm gibi düşünürler onunla etkileşimde bulundu. Özellikle fizikçi David Bohm ile yaptığı diyaloglar, bilim ve bilinç arasında köprü kuran önemli metinler arasında yer alır.

Kendi adını taşıyan vakıflar ve okullar (örneğin Brockwood Park School, Rishi Valley School) hâlâ onun “koşulsuz öğrenme” anlayışını yaşatmaktadır.

Krishnamurti, bir öğretmen değil; bir aynaydı. Ona göre hakikat, bir otoritenin değil, sessizce gözlemleyen zihnin alanında doğardı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin