“Kitleler ancak kendilerine dayatılmış olan fikirlere sahiptirler, asla akıl yürütmeye dayalı fikirler öne süremezler.”

Gustave Le BON

Merhaba

Gustave Le BON, Fransız sosyolog ve antropolog. Toplum ve kitle psikolojisi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır.

Tıp eğitimi aldığı halde sosyal bilimlere yöneldi.1895 yılında kendisine büyük ün kazandıran ve alanının öncü çalışmalarından biri olan Kitleler Psikolojisi” adlı eserini yayınladı.

Medeniyetlerin değişmesinden hemen önce, meydana gelen büyük karışıklıkların, ilk bakışta, kavimlerin istilâları ve hükümdar soylarının devrilmesi gibi büyük siyasî değişikliklerin tesiri altında oluştuğu sanılır. Fakat bu hâdiseler dikkatle incelenirse, onların dıştan görünen sebeplerinin arkasında, kavimlerin düşüncelerinde husule gelen değişmelerin hakikî sebep olduğu anlaşılır. Tarihte meydana gelen asıl karışıklıklar, büyüklük ve şiddetleriyle bizi hayrete düşürenler değildir. Medeniyetlerin yenileşmesini doğuran başlıca önemli değişiklikler fikirlerde, anlayışlarda ve inançlarda oluşan değişikliklerdir. Unutulmaz tarihi olaylar, insanların iç dünyalarındaki görünmez değişikliklerin, görünen eseridir. Bu değişiklikler şayet pek seyrek olarak meydana geliyorsa, bunun sebebi, o ırkın psikolojik yapısının temelinde bulunan istikrarlı, sabit unsurların ağır basmasıdır.

Çağımız insan düşüncesinin sürekli değişmekte olduğu nazik ve buhranlı bir devre içinde bulunmaktadır.

Bu değişmenin temelinde iki esaslı olgu vardır; Birincisi, medeniyetimizin bütün unsurlarının kaynağı olan dini, siyasi ve sosyal inançların tahrip edilmiş olmasıdır, ikincisi, bilimlerde teknikte yeni buluşlarının doğurduğu, yepyeni yaşama ve düşünme şartlarının meydana gelmesidir.

Geçmişe ait fikirler her ne kadar sarsılmışsa da henüz kudretlerini muhafaza etmekte ve bunların yerini alacak olanlar ise oluş halinde bulunduklarından yeni çağa bir geçiş ve karşılıklı hali arz etmektedir.

Karmaşanın zorunlu bir hal aldığı böyle bir devirden ilerde nelerin ortaya çıkacağını şimdiden söylemek elbette kolay değildir. Bizim cemiyetimizin yerini alacak olan cemiyetler hangi temel fikirler üzerine kurulacaktır? Bunu henüz bilmiyoruz. Fakat, şimdiden tahmin edebiliriz ki, bu cemiyetlerin oluşumunda artık yeni çağda hakim olan yeni bir güç yer alacaktır. Kalabalıkların kudreti. Bir zamanlar doğru sayılan ve bugün ölmüş bulunan bunca fikirlerin ve ihtilâllerin birbiri ardınca yıktığı bunca iktidarın harabeleri üzerinde, yalnız bu güç yükselmiştir ve yakın bir gelecekte de bütün öteki kuvvetleri mutlak surette yutacağa da benzemektedir. Eski inançlarımızın sarsıldığı ve kaybolduğu, cemiyetlerimizin eski direkleri birer birer yıkıldığı halde, kalabalıkların baskısı ve nüfuzu, hiç bir şeyin baskısı altında olmayan, hükmü daima büyüyen bır güc durumuna gelmiştir. Bu bakımdan İçine girmekte olduğumuz çağ, hakikaten Kitleler Çağı olacaktır.

Kitleler Psikolojisi, bir psikolojik kitlenin en çok göze çarpan özellikleri şudur:

“Kitleyi meydana getiren fertler kimler olursa olsun; yaşama tarzları, işgüçleri, karakterleri yahut zekâları ister benzer, ister ayrı olsun, kalabalık durumuna gelmiş olmaları onlara bir nevi kollektif ruh aşılar. Bu ruh onları, her biri tek başına, ayrı ayrı bulundukları halde duyacaklarından, düşüneceklerinden ve yapacaklarından tamamıyla başka hissettirir, düşündürür ve yaptırır. Bazı fikirler, bazı hisler ancak kitle halinde bulunan fertlerde zuhur eder veya fiil sahasına çıkar. Psikolojik kitle, bir an için birbiriyle kaynaşmış, farklı (heterogene) unsurlardan toplanma geçici bir mahlûk gibidir. Tıpkı canlı bir vücudun hücrelerinin bir araya gelerek, bu hücrelerden her birinin sahip olduğu niteliklerden oldukça farklı nitelikler kazanmış bir varlık oluşturması gibi.”

Kendi payınıza düşen bu kitlenin içinde neye dönüşüyor olduğunuzu gözden geçirmek. Sağlam bir psikolojiyi yıkabilecek hiçbir unsur olmadığının altını çizerek; akıl yürütme konusunda ne kadar başarılı olamadığımızı da gözden geçirmek gerek…

Akıl yürütme, muhakeme ya da uslamlama bilinen olgular ve kurallar kullanılarak yeni bilgiye ulaşılmasıdır.

Kitleler Psikolojisi, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Le Bon, bu eserinde, kitlelerin davranışlarını ve düşünme biçimlerini ele alarak, bireylerin bir araya geldiğinde nasıl farklı bir psikolojik yapıya büründüğünü inceler. Kitlelerin mantıklı ve rasyonel düşünmekten uzaklaştığını ve duygusal, irrasyonel bir şekilde hareket etmeye yatkın olduklarını savunur.

  1. Kitlelerin Psikolojisi: Le Bon, bireylerin bir araya geldiklerinde, topluluk olarak bir kişilik geliştirdiğini ve bu kişiliğin farklı bir dinamiğe sahip olduğunu öne sürer. Kitleler, bireysel akıl yürütmelerini kaybedip, daha çok duygusal ve ilkel dürtülerle hareket ederler. Kitle psikolojisini anlamak, toplumsal olayları, devrimleri, isyanları ve kitlesel hareketleri anlamak için gereklidir.
  2. Kitlelerin Duygusal ve İrrasyonel Yapısı: Le Bon’a göre, kitleler duygusal tepkiler verir ve mantıklı düşünmekten ziyade, öfke, korku, sevgi gibi duygusal durumlarla şekillenirler. Bir insan, kalabalığa katıldığında, kolektif bir bilinçten etkilenir ve kişisel ahlaki değerleri, topluluğun duygu ve düşünceleri tarafından yönlendirilir. Bu da kitlelerin sıklıkla irrasyonel, vahşi ve aşırı davranışlar sergilemesine yol açar.
  3. Kitlelerin Liderlere Olan Bağımlılığı: Kitlelerin davranışlarını etkileyen önemli bir diğer faktör, güçlü bir lider figürünün varlığıdır. Le Bon, kitlelerin güçlü liderlere hayranlık duyduğunu ve liderin yönlendirmeleri doğrultusunda hareket ettiklerini belirtir. Lider, kitleyi yönlendiren bir figür olarak topluluğun psikolojik yapısına hâkim olur ve bu da kitlenin daha organize bir şekilde hareket etmesine yol açar. Le Bon, bu durumu “liderin büyüsü” olarak tanımlar.
  4. Kitlelerin Akıl ve Ahlak Anlayışı: Kitleler, bireylerin tek başlarına sahip oldukları akıl ve ahlaki değerlerden çok daha farklı bir düşünme biçimi benimserler. Kitlelerin ahlaki anlayışları ve mantıklı karar verme yetenekleri genellikle zayıftır. Bu nedenle kitleler, yanlış yönlendirilmiş bir topluluk haline gelebilir ve kitlesel histeriler, panikler ya da isyanlar gibi olaylara yol açabilir.
  5. Kitlelerin Gücü ve Toplumsal Değişim: Le Bon, kitlelerin gücünü ve bu gücün toplumsal değişimlere nasıl yön verebileceğini tartışır. Bir topluluk, toplumsal yapıları değiştirebilir, hatta devrimlere yol açabilir. Ancak, bu değişimlerin çoğu zaman kaotik ve kontrolsüz bir şekilde gerçekleştiğini, çünkü kitlelerin rasyonel düşünme yeteneğinden yoksun olduğunu belirtir.
  6. Kitlelerin Psikolojik Etkileri: Kitlelerin bir araya gelmesi, birey üzerinde psikolojik bir etki bırakır. Kişiler, kalabalık içinde kendi kimliklerini kaybeder ve kitlenin bir parçası haline gelirler. Bu durum, bireylerin özgür iradelerinin kaybolmasına ve topluluğun kolektif ruhuna boyun eğmelerine yol açar.

Le Bon’un “Kitleler Psikolojisi” eseri, toplumsal olayları anlamak, özellikle kitlesel hareketler, devrimler, siyasal kampanyalar ve propaganda üzerindeki etkileri incelemek açısından önemlidir. Kitap, modern toplumlarda kitle psikolojisini anlamak isteyen sosyal bilimciler için temel bir kaynak olmuştur. Le Bon’un analizleri, özellikle politik liderlerin ve medya organlarının kitleleri nasıl yönlendirdiğine dair önemli içgörüler sunar.

Le Bon’un fikirleri, özellikle kitlesel medya ve sosyal medya çağında yeniden geçerlilik kazanmıştır. Modern dünyada, sosyal medyanın ve dijital platformların kitlelerin psikolojisi üzerindeki etkileri göz önüne alındığında, Le Bon’un tespitleri hala son derece önemli bir yere sahiptir. Kitlelerin bir araya geldiğinde nasıl hareket ettiğini anlamak, özellikle siyasi, toplumsal ve kültürel analizlerde oldukça kıymetlidir.

“Kitleler Psikolojisi”, toplumsal olayları, kitlelerin hareketlerini ve bireylerin topluluk içindeki psikolojik değişimlerini anlamak için önemli bir eserdir ve bu alanda yapılacak çalışmalara ışık tutmaktadır.

Psikolojinin Gelişim Aşaması: 1895’te psikoloji henüz genç bir bilim dalıydı. Psikolojinin doğası, henüz davranışsal ya da bilimsel bir anlamda derinlemesine incelenmemişti. O dönemde psikoloji daha çok felsefi, psikanalitik ve öznel bir alandı. İnsan zihni ve davranışları hakkında yapılan çalışmalar, daha çok yapısalcılık ve psikanaliz gibi yeni akımların temelini atıyordu. Bu dönemde, William James ve Sigmund Freud gibi figürlerin etkisi henüz büyük ölçüde belirginleşmemişti. Freud, özellikle 1900’lerde psikanaliz üzerine çalışmalarını derinleştirecek ve insan zihninin karmaşıklığını daha sistematik bir şekilde inceleyecekti.

Toplumsal ve bireysel psikolojinin daha çok içsel, bireysel düzeyde ele alındığı bir dönemde, kitlelerin psikolojisinin analiz edilmesi, daha az bilimsel bir alandı. İnsanların kolektif düşünme biçimlerinin doğru bir şekilde analiz edilmesi henüz yerleşik bir psikolojik teoriye sahip değildi.

Le Bon’un eserini yazdığı dönemde, Avrupa’da toplumsal hareketler ve siyasi çalkantılar önemli bir yer tutuyordu. Fransa’daki 1789 Devrimi gibi olaylar, kitlelerin gücünü, kitlesel hareketlerin potansiyelini ve kitlelerin sosyal yapıları nasıl dönüştürebileceğini gösteriyordu. Bu, Le Bon’u, toplumsal olaylarda kitlelerin psikolojisinin nasıl bir rol oynadığına dair derinlemesine bir inceleme yapmaya itti.

Günümüz dünyası 19. yüzyılın sonlarına benzer bazı temel sorunlarla yüzleşiyor. Özgürlük ve demokrasi mücadelesi, kitlelerin güçlenmesi ve sosyal eşitsizliklerin giderilmesi konularındaki çatışmalar, yeniden gün yüzüne çıkıyor. Ancak bu, her iki dönemin koşulları farklı olduğundan, bugünkü toplumsal yapıyı geçmişle kıyaslamak her zaman aynı sonuçları vermez. Bugün, teknolojik ilerlemeler ve küresel bağlantılar sayesinde kitlelerin gücü, çok daha büyük bir etkiye sahip olabilir. Bununla birlikte, Le Bon’un uyarıları da bugün hala geçerli: Kitleler, doğru bir şekilde yönlendirilmediğinde çok büyük bir potansiyele sahip olabilir, ancak aynı zamanda irrasyonel ve manipüle edilebilir de olabilirler.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin