“Ruh yeryüzünün üstünde, ateş saçarak dolaşan bir gezgindir, yani dolaşan ve mucizeler yaratan, yok eden ya da iyileştiren…”
— Carl Gustav Jung
Merhaba
Jung’un UFO’lara ilginin zirve yaptığı 1950’lerde kaleme aldığı bu çalışma, dünyayı kasıp kavuran fenomene dair yazılan en öngörülü eserlerden biri oldu. Jung’un bu tür olaylara karşı kuşkucu bir tutumu olduğu biliniyor. Konuyu UFO’ların gerçekliği ya da gerçek dışılığıyla değil, psikolojik temelde ele alan ünlü psikolog, uçan daireleri insanoğluna atalarından miras kalan mitlerin modern bir benzeri olarak değerlendiriyor. Yaptığı analizlerle UFO’ları dini bir kültün merkezi, insanların teknoloji ve doğa-üstü kurtarıcılara dair fantezilerine temellenen dedikodular olarak yorumlayan Jung, dünden bugüne dünyayı meşgul eden UFO fenomeniyle ilgili güncelliğini koruyan bir çalışma sunuyor.
Söylenti Olarak Ufo
“UFO’lar deyince inandırıcılıktan uzak olmakla kalmayıp, genel fiziksel varsayımları da altüst eden şeylerden söz ediliyor olması gerçeği karşısında negatif bir tepki, yani bu olguyu eleştirel bir tavırla reddetmek akla yakın geliyor. Elbette burada yanılsamalar, fanteziler ve yalanlar söz konusudur! Bu tür olayları haber verebilen insanların (yani pilotlar ve kara personeli) kafalarında birkaç tahtaları eksiktir! Ayrıca bu gibi hikâyeler Amerika’dan, yani duyulmamış olanakların ve bilimkurgunun ülkesinden geliyor. Bu doğal tepkiye uygun olarak, UFO haberlerini ilkönce salt bir söylenti olarak inceleyeceğiz ve mümkün olduğunca bütün sonuçlarımızı, analitik yöntemimizle garantilenmiş bu psişik yapılanmadan çıkartacağız.” — Carl Gustav Jung
Vizyoner Söylenti
UFO anlatılarına kuşkuyla yaklaşırken ilkönce onları tüm dünyada yinelenen bir anlatı olarak kabul edebiliriz; bu anlatının bildik söylenti tarzı görüşlerden farkı, vizyonları halinde ifade edilmesi, belki de vizyonlar tarafından üretilip beslenmesidir. Bu nispeten ender rastlanan varyasyonu “vizyoner söylenti” olarak tanımlıyorum. Bu varyasyon örneğin Kudüs kuşatmasında Haçlıların, Birinci Dünya Savaşı’nda Mons’taki askerlerin, Fatima’ya inanan halk kitlesinin, İkinci Dünya Savaşı’nda Orta İsviçre’deki sınır birliklerinin vb. gördükleri kolektif vizyonlarla çok yakından akrabadır. Kolektif vizyonlar bir yana, bir ya da birden fazla kişinin fiziksel olarak mevcut olmayan bir şeyi gördükleri vakalar da vardır. UFO’ların başlangıcını İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarında İsveç semalarında, Rusların icat ettiği düşünülen gizemli mermiler hakkında yapılan gözlemler ve “Foo fighters” yani müttefiklerin bombardıman uçaklarına Almanya semalarında eşlik eden ışıklar hakkındaki haberler oluşturdu (foo feu). Sonra bunları ABD’deki garip “Uçan Daire” gözlemleri izledi. UFO’lar için dünyada bir temel bulmanın ve onların fiziksel özelliklerini açıklamanın olanaksızlığı, çok geçmeden “dünya dışı” bir kökenleri olduğu tahminine yol açtı. Bu varyasyonla birlikte bu söylenti, İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinden önce New Jersey’de, H. G. Wells’in bir romanından uyarlanan ve Marslıların New York City’ye girmesini konu edinen bir radyo oyununun çok sayıda trafik kazasının yaşandığı bir izdihama sebep olduğu büyük New Jersey paniğinin psikolojisiyle ilişkilenmiştir. Belli ki söz konusu radyo oyunu çok yaklaşan İkinci Dünya Savaşı’na dair gizli duyguyu tetiklemişti.
Dünya Dışı Yaratıklar
Dünya dışı yaratıkların işgali motifi benimsenmiş ve UFO’lar uzaydan gelen akıllı yaratıkların kumanda ettiği makineler olarak yorumlanmıştı. Bu uçakların yer çekiminden bağımsız davranmaları ve amaca yönelik akıllı hareketleri, uzaydan gelenlerin üstün teknik bilgisine ve becerisine yorulmuştu. Bu ziyaretçiler hiçbir zarar vermedikleri ve her türlü düşmanca eylemden kaçındıkları için, onların dünya semalarında ortaya çıkmalarının merakta, yalnızca gözlem yapma amacıyla gerçekleştiği kabul edilmişti. Ayrıca havaalanlarının ve özellikle nükleer tesislerin bu yaratıklar için özel bir cazibesi var gibiydi; buradan atom fiziğinin tehlikeli gelişmesinin, ya da atom çekirdeğinin parçalanmasının, komşu gezegenlerde belirli bir huzursuzluk yarattığı ve yeryüzünün üstünde daha ayrıntılı bir hava keşfi yapılmasına neden olduğu sonucu çıkarılmıştı, Bunun sonucu olarak insanlar kozmik güçler tarafından gözlemlendikleri ve haklarında bilgi topladığı duygusuna kapılmışlardı.
Bu söylenti, ABD’de askeri açıdan, konuyla ilgili gözlemlerin toplanması, incelenmesi ve değerlendirilmesi için Fransa, İtalya, İsveç, İngiltere ve diğer ülkelerde de benzer bir durum söz konusu olmuş görünüyor. Ruppelt’in yayınladığı raporun sonucunda, Daire haberleri bir yıldır basında gözden kaybolmuştu. Şüphesiz artık yeni değildiler UFO’lara duyulan ilginin ve muhtemelen onların gözlemlenmediniz sona ermediği, basında yakınlarda yer alan, bir ABD amiralinin ülkenin dört bir yanında UFO haberlerini toplayacak ve titizlikle inceleyecek kulüpler kurulması önerisinde bulunduğuna dair haberden anlaşılıyor.
Ufolar ve Şekilleri
Söylentiye göre, UFO’lar genel olarak mercimek biçimindedirler ama dikdörtgen ve puro biçiminde olanları da vardır, çeşitli renklerde ışıldamakta ya da metalik renklerde parıldamaktadırlar ve kıpırtısız durmaktan saatte 15.000 km hızla yol almaya kadar uzanan bir yelpazede hareket etmektedirler ki, insani bir varlık onları yönetecek olsa bu ivme yüzünden ölebilecektir. Uçuş rotaları, ancak ağırlıksız, yerçekimine bağlı olmayan bir nesne için mümkün olabilecek açılar çizmektedir.
Ufoların Rotası Nedir? Neyi Gözlemliyorlar?
Yani bu rota, uçan bir böceğin rotasına benzemektedir. Tıpkı uçan bir böcek gibi bir UFO da ansızın ilginç bir nesnenin üzerinde kısa ya da uzun bir süreliğine durmakta ya da merak etmiş gibi bu nesnenin etrafında dolanmakta, sonra birdenbire oradan ayrılmakta ve yeni nesneler keşfetmek üzere zikzaklar çizerek uzaklaşmaktadır. Bu yüzden UFO’ların meteorlarla ya da hava tabakalarındaki sıcaklık oynamasıyla birlikte ortaya çıkan yansımalarla karıştırılmaması gerekir. UFO’ların havaalanlarıyla ya da atom çekirdeğinin parçalanmasıyla ilişkili endüstri tesisleriyle ilgilendikleri iddiası her zaman doğrulanmamaktadır; çünkü UFOlar Antarktika’da, Sahra Çölü’nde ve Himalayalar’da da görülmüşlerdir. Gerçi, öyle görünüyor ki ABD üstünde uçmayı tercih etmektedirler ama yeni gelen haberlere bakılırsa Avrupa ve Uzakdoğu semalarında da sık sık uçmaktadırlar. Neyi aradıkları ya da neyi gözlemlemek istedikleri tam olarak bilinmemektedir. Uçaklarımız UFO’ların merakını uyandırıyor gibidir, çünkü sık sık onların üzerinde uçmakta ya da onları izlemektedirler. Uçuşların temelinde, idrak edilebilir bir sistemin yer aldığı öne sürülemez. Daha çok, bir yerde sistematik olmayan bir biçimde etrafına bakınan turist gruplarını andırmakta, şurada ya da burada yakalanmakta, şunu ya da bunu merak edip peşine düşmekte, bilinmeyen nedenlerle çok yükseklere çıkmakta ya da öfkeli pilotların burnunun dibinde akrobatik eğriler çizmektedirler. Kimi zaman çapı 500 metre kadar büyük, kimi zaman da elektrikli sokak lambaları kadar küçük görünmektedirler. Küçük UFO’ların içinden çıktıkları ya da sığındıkları büyük ana gemiler vardır. İçlerinde mürettebatı bulunanları ya da bulunmayanları, bu ikinci durumda uzaktan kumanda edilenleri vardır.
Ufo Sakinlerinin Görünümü
Söylentiye göre UFO sakinleri yaklaşık üç ayak uzunluğunda ve insanı andıran, ya da tam tersine insana hiç benzemeyen yaratıklardır. Bazı haberlerde de on beş ayak uzunluğundaki devlerden söz edilmektedir. Bunlar yeryüzünde dikkatle bilgi toplamak isteyen ve insanlarla her türlü karşılaşmadan özenle kaçınan ya da tehlikeli bir biçimde casusluk yaparak, zor durumdaki bir gezegenin halkını şiddet yoluyla dünyaya yerleştirmek için yeryüzünde inişe uygun alanları araştıran varlıklardır.
ABD’li Uzmanlar Uçan Dairelerin Olmadığını Söylüyor
Diğer yazı ise ABD’li Uzmanlar Uçan Dairelerin Olmadığını Söylüyor başlığını taşıyor ve Ulusal Havacılık Komitesi yöneticisi Dr. Hugh L. Dreyden’in UFO’ların var olmadığına dair kesin açıklamasını konu ediniyor.
Ortada bir psikolojik “yansıtma’ varsa, bunun psişik bir nedeninin de mevcut olması gerekir. Çünkü UFO söylentisi gibi, dünya çapında rastlanan bir ifadenin tamamen tesadüfe dayalı, önemsiz bir şey olduğu elbette kabul edilemez. Binlerce tekil tanıklığın, geniş bir nedensel zemininin olması gerekir. Bu tür bir ifade, deyim yerindeyse her yerde onaylanıyorsa, o zaman her yerde ona uygun bir sakinin de mevcut olması gerekir. Gerçi mümkün olan her türlü dışsal koşul vizyona dayalı söylentilere yol açmış ya da eşlik etmiş olabilir, ama bu söylentilerin varlığı esas olarak her yerde mevcut olan duygusal temele, yani bu örnekte de genel olarak mevcut olan psikolojik bir duruma dayanır. Bu türden bir söylentinin temeli, kolektif bir sıkıntılı durumdan ya da tehlikeden veya ruhsal bir gereksinimden kaynaklanan bir “duygusal gerilim”dir.
Gökte Görülen Cisimler Üzerine Bir Mit’in Bölümleri
- Rüyalarda UFO
- Resimlerde UFO
- UFO Fenomeninin Tarihi Üzerine
- UFO Fenomeninin Psikoloji Dışı Açıklaması
Carl Gustav Jung, İsviçreli bir psikiyatrist ve psikanalist olarak, insan psikolojisinin derinliklerine inmiş ve kolektif bilinçdışı, arketipler ve bireysel psikolojik gelişim gibi önemli kavramlar geliştirmiştir. Jung, aynı zamanda mitoloji, semboller ve göksel olaylarla ilgili bir dizi fikir de ileri sürmüştür.
Gökte Görülen Cisimler Üzerine Bir Mit bağlamında, Jung’un mitolojiye olan ilgisi oldukça belirgindir. Jung, gökyüzünde gözlemlenen olayların veya cisimlerin insanlar üzerinde derin sembolik anlamlar taşıyabileceğini ve bu tür göksel imgelerin kolektif bilinçdışının bir parçası olarak toplumsal mitlerde ve bireysel hayallerde yer alabileceğini savunmuştur.
Özellikle gökyüzünde görülen cisimlerin —örneğin, yıldızlar, gezegenler, güneş tutulmaları, meteorlar veya kometler— genellikle bir tür “mitolojik” anlam taşıdığına inanıyordu. Bu tür olaylar, insanlar için hem korku hem de hayranlık uyandırabilir, ve genellikle güç, kader veya ilahi mesajlarla ilişkilendirilebilir.
Jung’un bakış açısına göre, gökyüzündeki olaylar, insanların bilinçdışında var olan derin psikolojik ve arketipsel anlamlarla bağ kurar. Mitler, bu tür sembollerin toplumsal yansımasıdır. Örneğin, bir güneş tutulması, eski mitolojilerde sıkça Tanrı’nın gazabını, bir dönüşüm sürecini veya kozmik bir yeniden doğuşu simgeliyordu. Jung’un teorileriyle ilişkilendirildiğinde, bu tür olaylar aslında bireyin içsel dünyasında büyük bir dönüşümün, bilinçli ve bilinçdışı arasındaki bir çatışmanın ya da bir “aydınlanma” sürecinin sembolü olabilir.
Jung, mitleri sadece geçmişin öyküleri olarak görmek yerine, onların insan psikolojisinin evrensel sembollerini içerdiğini öne sürer. Her birey, kolektif bilinçdışındaki arketipleri deneyimleyerek hayatını anlamlandırır. Bu arketipler, gökyüzündeki olaylarla da ilişkilendirilebilir. Örneğin, bir kuyruklu yıldız, bir “yıkım ve yeniden doğuş” arketipinin simgesi olarak görülebilir. Bu, Jung’un görüşüne göre, kişisel dönüşüm ve bilinçdışı süreçlerin bireysel deneyimlerle birleştiği bir semboldür.
Gökte Görülen Cisimler Üzerine Bir Mit, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Gökyüzünde görülen cisimler ve olaylar, Jung’un düşüncelerinde, insanların bilinçaltındaki derin duygusal ve psikolojik süreçlerle, toplumsal ve bireysel mitlerin birleşimidir. Göksel olaylar, hem bireysel hem de toplumsal psikolojide bir anlam taşır ve kolektif bilinçdışının dinamiklerini yansıtır. Jung’a göre, bu tür olaylar aslında insanlığın ortak mitolojik mirasının bir parçasıdır ve bu miras, insan psikolojisinin gelişimine dair evrensel ipuçları verir.
Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?
- Jung, UFO’ları fiziksel varlıklar olarak değil, çağdaş insanın bilinçdışı projeksiyonları olarak yorumlar. Ona göre bu “gökte görülen cisimler”, kolektif bilinçdışının simgesel tezahürleridir.
- Arketipsel Yorum: Jung, dairesel şekilli UFO’ları “mandala” arketipiyle ilişkilendirir. Mandala, bütünlüğü ve ruhsal tamlığı simgeler. Bu bağlamda UFO’lar, modern insanın parçalanmış ruhuna bir bütünlük çağrısıdır.
- Kuşkucu Tutumu: Jung, UFO’ların fiziksel gerçekliğini ne doğrular ne de reddeder. Onun ilgisi, bu fenomenin ruhsal ve kültürel anlamına yöneliktir. “İnsanlar neden bu imgeleri görmeye başladı?” sorusunu sorar.
- Tarihsel Bağlam: 1950’ler, Soğuk Savaş’ın ve nükleer tehdidin gölgesinde, insanlığın bilinçdışında büyük bir kaygı ve kurtuluş arzusu barındırdığı bir dönemdi. Jung, UFO’ları bu kolektif ruhsal gerilimin dışavurumu olarak okur.
- Bu eser, komplo teorilerinden uzak durarak, mitin çağdaş biçimlerini anlamak isteyenler için eşsiz bir kaynak olmaya devam eder. Psikoloji, medya çalışmaları ve kültürel analiz alanlarında hâlâ referans niteliğindedir
Carl Gustav Jung
Carl Gustav Jung – İsviçreli psikiyatr, analitik psikolojinin kurucusu. Derinlik psikolojisinin üç büyük kurucusundan birisi. Doğum: 26 Temmuz 1875, Kesswil, İsviçre Ölüm: 6 Haziran 1961, Küsnacht, İsviçre.
Başlangıç: Ruhun Kıyısında Bir Çocuk Jung, Protestan bir papazın oğlu olarak dünyaya geldi. Çocukluğu, görünmeyenle görünenin sınırında geçti. Rüyalar, hayaller ve içsel imgeler onun ilk öğretmenleriydi. Henüz küçük yaşta, iki farklı kişiliği taşıdığını fark etti: biri modern dünyanın çocuğu, diğeri ise zamansız bir bilgenin yankısı.
Bilinçdışının Derinliklerine Yolculuk: Tıp eğitimi aldıktan sonra psikiyatriye yöneldi. Freud’la karşılaşması, onu psikanalizin merkezine taşıdı. Ancak Jung, Freud’un cinsellik merkezli kuramını yetersiz buldu. Ruhun daha derin, daha kolektif bir boyutu olduğuna inanıyordu. Bu ayrılık, onu kendi içsel yolculuğuna itti.
Arketipler ve Kolektif Bilinçdışı: Jung’un en büyük katkısı, bireyin yalnızca kişisel değil, kolektif bir bilinçdışı taşıdığı fikridir. Arketipler—anne, kahraman, gölge, bilge yaşlı—bu kolektif alanın evrensel imgeleridir. Jung, bu imgeleri mitolojide, rüyalarda ve sanatta izleyerek ruhun evrensel haritasını çıkardı.
Bireyleşme: Ruhun Ritüeli Jung’a göre yaşamın amacı, “bireyleşme”dir: kişinin gölgesiyle yüzleşerek bütünlüğe ulaşması. Bu süreç, bir tür içsel inisiyasyon, bir ritüel dönüşümdür. Her birey, kendi içindeki tanrısal kıvılcımı keşfetmeli ve onu dünyaya yansıtmalıdır.
Simya, Mit, Senkronisite: Jung, simyayı psikolojik dönüşümün metaforu olarak gördü. Simyacının kurşunu altına çevirme çabası, insanın içsel dönüşüm arzusunun simgesiydi. “Senkronisite” kavramıyla, anlamlı tesadüflerin ruhsal bir düzenin işareti olduğunu savundu.
Miras: Ruhun Haritası Bizde Jung’un mirası, yalnızca psikolojiye değil, sanat, edebiyat, din ve felsefeye de dokundu. Onun çalışmaları, modern insanın ruhsal açlığını doyuracak bir kaynak, bir içsel pusula olarak yaşamaya devam ediyor.
Jung’un Eserleri:
- İnsan Ruhuna Yöneliş (Modern Man in Search of a Soul): Modern insanın ruhsal boşlukla yüzleşmesini ve içsel bütünlüğe ulaşma ihtiyacını dile getirir.
- Psikoloji ve Simya (Psychology and Alchemy): Simyasal imgeleri ruhsal dönüşümün metaforu olarak kullanarak bireyin içsel altına ulaşma sürecini anlatır.
- Kırmızı Kitap (Liber Novus): Jung’un içsel vizyonlarını ve gölgeyle yüzleşmesini görsel ve mitolojik bir anlatıyla sunan kutsal bir iniş metnidir.
- Anılar, Düşler, Düşünceler (Memories, Dreams, Reflections): Jung’un yaşamını, rüyalarını ve düşünsel dönüşümünü bir tür ruhsal otobiyografi olarak aktarır.
- Arketipler ve Kolektif Bilinçdışı (The Archetypes and the Collective Unconscious): Evrensel ruhsal imgelerin kolektif bilinçdışında nasıl yaşadığını ve bireyin ruhsal yapısını nasıl şekillendirdiğini açıklar.
- Rüya Analizi (Dream Analysis): Rüyaların simgesel dilini çözerek bilinçdışının mesajlarını anlamaya yönelik bir ritüel rehber sunar.
- Psikolojik Tipler (Psychological Types): İnsan kişiliklerini içe dönüklük ve dışa dönüklük ekseninde sınıflandırarak bireyin ruhsal yönelimlerini haritalandırır.
- Sen ve Bilinçdışı (The Relations Between the Ego and the Unconscious): Benliğin bilinçdışıyla kurduğu ilişkiyi ve bireyleşme sürecindeki çatışmaları ele alır.
- Jung, yaşamının son yirmi yılında en önemli, en somut çalışmalarının bazılarını yayımladı. Örneğin çağdaş düşünceyle, Gökte Görülen Cisimler Üzerine Bir Mit eserinde “uçandaire” olayı arasında varolan ilişkileri psikolog gözüyle açıkladı. Jung’un UFO’lara ilginin zirve yaptığı 1950’lerde kaleme aldığı bu çalışma, dünyayı kasıp kavuran fenomene dair yazılan en öngörülü eserlerden biri oldu. Jung’un bu tür olaylara karşı kuşkucu bir tutumu olduğu biliniyor.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…



Yorum bırakın