“Aile ya tüm acıların kaynağı ya da sağlıklı bir toplumun temeli olarak tanımlanır…”

— Svagito R.Liebermeister

Merhaba

Aile sistemindeki görünmeyen bağlar, bireyin yaşamındaki pek çok sorunun kökeninde yer alabilir. Svagito R. Liebermeister, bu bağları fark etmek ve dönüştürmek için Aile Dizimi yöntemini bir rehber olarak sunar. Bu yaklaşım, sadece bireyin değil; kuşaklar boyunca aktarılan duygusal yüklerin de anlaşılmasını sağlar.

Bazen bir şeyler aradığınızı hissedersiniz, ama tam olarak neyi aradığınızı bilemezsiniz. Belki bir bilgi, derin bir huzur ya da mevcut durumunuza bir cevap arıyorsunuzdur. Fark etmeseniz de elinize aldığınız her kitap, çıktığınız her yolculuk, kurduğunuz her ilişki aslında bu arayışın bir parçasıdır.

Bu bağlamda, Sevginin Kökleri sadece bir kitap değil; içsel dönüşüm yolculuğunda size eşlik eden bir rehberdir. Her bir bölümü, hem bireysel hem de ailesel düzeyde farkındalık yaratmak üzere kurgulanmıştır.

“Dünyaya bir kez anne ve babanız aracılığı ile gelirsiniz, ikinci doğumunuz ise bekleyiştir… Kendi kendinizi dünyaya getirmek ve kendi kendinizin anne ve babası olmak zorundasınızdır…”Osho

Kişisel hayatımda bana ilham veren ruhsal öğretmenim Osho’ya minnettarlığımı ifade etmek istiyorum. Hayata farklı bir perspektiften bakmamı ve insanlığın özündeki gizemi anlamamı sağlamada büyük bir katkısı olmuştur.

Aile Dizimi Terapisinin Çıkış Noktası

Modern psikolojinin kurucusu Sigmund Freud, yüz yıldan fazla bir süre önce, çocukken anne ve babamızla kurduğumuz ilişkinin psikolojik gelişimimizi derinden etkilendiğini keşfetti. Özellikle annemizle kurduğumuz ilişkinin bizi besleyip geliştirdiği kadar nevroza, kafa karışıklığına ve kedere de sürükleyebileceğini gördü.

Böylece bir süre boyunca anneler, psikolojik sorunlarımızdan sorumlu tutuldu. Bunda biraz doğruluk payı da olduğundan, yolunda gitmeyen her şey için anneleri suçlama moda oldu. Terapi gruplarında ebeveynleri, özellikle de anneyi suçlamak mutsuzluğu açıklamanın en klasik yolu haline geldi.

Daha sonra, 1960’larda, R. D. Laing, Thomas Szazz ve diğerleri gibi öncü psikiyatristler, çocukken aileden alınan çelişkili mesajların psikotik ve nevrotik davranışlara sebep olduğunu göstermek için sadece ebeveynleri değil, tüm aile dinamiklerini incelediler. Sorunlu çocukları ve mutsuz yetişkinleri, tüm aile sisteminin bir parçası şeklinde görerek tedavi etmek, kısa sürede psikoterapi alanında yaygınlaştı.

“Aile Sistemi Terapisinin Annesi”: Virginia Satir

“Aile Sistemi Terapisinin Annesi” olarak adlandırılan Satir de aile içi ilişkileri katılımcılar aracılığı ile canlandırır fakat çok daha sembolik bir biçimde. İnsanların arasındaki mesafenin ve duruşlarının, ilişkileri hakkında bize ipucu verebileceğini ortaya atan ilk isim Satir’dir. Aslında çalışmalarına gerçek aile üyelerini kullanarak başlamıştır. Ancak bir gün danışanın aile üyelerinden biri terapiye gelmeyince, yerine onu temsil edecek birini kullanmak zorunda kalmış ve böylece o kişinin de aile üyesinin duygularını aynı şekilde hissedebildiğini fark etmiştir.

Hellinger, gerçek aile üyeleri yerine yalnızca temsilcileri kullanarak, hatta danışanın kişisel yorumundan etkilenmeden, içlerinden geldiği gibi hissetmelerine izin vererek Satir’in görüşünü daha da geliştirmiştir.

transaksiyonel analizin kurucusu Eric Berne

“İnsan, daha konuşmayı öğrenmeden önce, ailesinin bakışlarından, ses tonundan ve davranışlarından bir senaryo yazar. Bu senaryo, onun kim olduğunu, neyi hak ettiğini ve hayatta neyi başarabileceğini belirler. Ve çoğu zaman, bu senaryoyu sorgulamadan yaşar.” –Eric Berne

Hellinger, bunlara ek olarak transaksiyonel analizin kurucusu Kanadalı psikiyatrist Eric Berne‘nin çalışmasından da yararlanmıştır. Berne, herkesin çocukluğunda yazdığı gizli bir “hayat senaryosuna” göre yaşadığını, bu senaryonun bilincine varılarak gün ışığına çıkarıldığında değiştirilebileceğini keşfetmiştir.

Buna karşın Hellinger, senaryonun önceki nesillerden devralınıp sanki kişiye aitmiş gibi sahiplenilebileceğini fark ederken Berne, kişisel yaklaşımın ötesini irdelemiştir. Gizli hayat senaryosunun keşfinden sonra hem Berne hem de Hellinger, kişiyi belirli bir senaryonun zincirinden kurtarmak için “çözüm cümleleri” üretti.

Hellinger‘in çalışması diğer terapi yöntemlerinden çok şey borçlu olsa da Aile Dizimi’nin, bütünüyle bambaşka bir terapi çeşidi olduğunun altını çizmek gerekir. Kendi içinde doğal bir sisteme sahip olan bu yöntem, bugüne kadar ortaya konmuş en derin ve güçlü terapilerden biridir. Muhtemelen yirmi dakikalık bir seansta, ailemiz ve kendimizle ilgili en derin gerçekleri ortaya çıkarabilir. Böylece iyileşmemize, dönüşmemize, özgürleşmemize ve hayatımızı iyileştirecek köklü değişiklikleri gerçekleştirmemize olanak tanır.

1990’lı yıllarda Alman psikoterapist Bert Hellinger‘e Aile Dizimi yaklaşımı geliştirip terapiyle buluşturduğu için teşekkür etmek gerekir. Aile Dizimi terapisinin çıkış noktası, bireylerin kuşaklar öncesinden başlayarak ailelerindeki bireyler ile görünmez bir bağ ile bağlı olduğudur.

Sevginin Kökleri, Aile Dizimi’nin temellerini anlamak isteyenler için yazılmıştır. Ve Aile Dizimi üzerine çalışan danışmanlar, terapistler ve uygulayıcılar Hellinger yaklaşımını benimsemiş olmalıdır.

Dizim Nedir?

Aile Diziminde “dizim” kelimesi, kişinin ailesindeki bireylerin temsil edilerek bir alanda (genellikle bir grup terapisi ortamında) yerleştirilmesini ifade eder. Bu yerleştirme, kişinin içsel algısına göre yapılır ve aile sistemindeki görünmeyen bağları, dinamikleri ve travmaları ortaya çıkarmayı amaçlar.

Dizim Nedir, Ne İşe Yarar?

  • Temsilcilerle Çalışma: Katılımcı, ailesindeki bireyleri temsil edecek kişileri seçer. Bu temsilciler, alanda belirli bir düzene göre yerleştirilir.
  • Bilinçdışı Dinamiklerin Açığa Çıkması: Temsilcilerin duruşları, hissettikleri duygular ve birbirleriyle olan etkileşimleri, aile sistemindeki gizli bağları ve çatışmaları görünür kılar.
  • Duygusal Yüklerin Serbest Bırakılması: Katılımcı, kendisine ait olmayan ama taşıdığı duygusal yükleri fark eder ve bunları bırakma sürecine girer.
  • Köklere Yolculuk: Dizim, kişinin ailesinden gelen kalıpları, travmaları ve tekrar eden döngüleri keşfetmesini sağlar.

Bir metaforla anlatmak gerekirse: Dizim, aile sisteminin görünmeyen haritasını çıkarmak gibidir. Bu haritada, geçmiş kuşaklardan gelen etkiler, unutulmuş hikâyeler ve bastırılmış duygular yeniden canlanır.

“Aile Dizimi” bütünüyle bambaşka bir terapi çeşidi

Hepimiz farklı ailelerden geliyoruz ve farkında olmasak bile hepimizin ailesinde sorunlu ilişkiler var. Kısacası bir annesi ve babası olan herkesin bu terapi yaklaşımdan kazanacağı bir şeyler olacaktır.

Hellinger, yaklaşımına göre Aile Dizimi yaptırma fırsatını yakalayan herkes, aile üyelerinin birbiriyle olan ilişkilerinin doğru bir şekilde temsil edildiğini ve kendileri için önemli olan gizli bir gerçeğin açığa çıktığını fark edecektir.

Kimler Aile Diziminden Faydalanabilir?

  • Fiziksel veya Psikolojik Rahatsızlıkları Olanlar: Bazı psikosomatik hastalıkların altında yatan ailevi dinamikleri fark etmek isteyenler.
  • İlişki Sorunu Yaşayanlar: Eş, partner, çocuk, ebeveyn gibi yakın ilişkilerde sürekli çatışma yaşayanlar.
  • Kökü Belirsiz Duygusal Yük Taşıyanlar: Nedensiz suçluluk, öfke, korku gibi duygularla başa çıkmakta zorlananlar.
  • Tekrarlayan Hayat Döngüleri Olanlar: Sürekli aynı tür ilişkileri yaşamak, aynı tür işlerde başarısız olmak gibi döngüler içinde olanlar.
  • Ailede Travma veya Kayıp Yaşayanlar: Erken yaşta kayıplar, intihar, savaş, göç, dışlanma gibi olayların etkisini taşıyanlar.
  • Kendini “yerinden kopmuş” hissedenler: Hayatta bir yere ait olamama, köksüzlük hissi yaşayanlar.

Özellikle şu kişiler için dönüştürücü olabilir:

  • Ailesinde sırlar, dışlanmış bireyler veya çözülmemiş olaylar olanlar.
  • Kendi hayatında anlam arayışı içinde olanlar.
  • Terapi sürecini derinleştirmek isteyen danışanlar.

Dışlanma: Dışlanan Kim?

Aile Dizimi bağlamında “dışlanma”, sistemin bir üyesinin bilinçli ya da bilinçsiz şekilde görmezden gelinmesi, unutulması ya da yok sayılmasıdır. Bu kişi genellikle ailede bir travma, utanç, suçluluk ya da acı ile ilişkilendirilmiş olabilir. Ve işin ilginç yanı: dışlanan kişi sadece kendi kaderini değil, sonraki kuşakların kaderini de etkileyebilir.

Dizimlerde Ne Olur?

Dışlanan kişi sistemin enerjisinden çıkarıldığı için, bu eksiklik başka bir aile üyesi tarafından “telafi edilmeye” çalışılır. Yani sonraki kuşaklardan biri, farkında olmadan dışlanan kişinin kaderini üstlenebilir. Bu da tekrar eden sorunlar, kimlik karmaşası, açıklanamayan duygusal yükler olarak ortaya çıkar.

Svagito Liebermeister’in yaklaşımına göre:

“Aile sisteminde dışlanan her birey, görünmeyen bir bağla geri çağrılır. Onun hikâyesi, bir başkasının hayatında yankılanır.”

Hellinger’in çalışmasının ortaya çıkardığı en şaşırtıcı ve güçlü aile dinamiklerinden biri, aileye sonradan katılan bireyin, bir çocuğun, farkında olmadan önceki nesillerden biriyle özdeşleşmesidir. Adeta o kişinin bir kopyasıymışçasına akrabasının taşıdığı duyguları hisseder ve onun hayatını yaşar. Çoğunlukla ailedeki hiç kimse bu durumun farkında olmaz, buna maruz kalan kişi de temsil ettiği akrabayı muhtemelen hiç tanımıyordur.

Bu şaşırtıcı hadisenin ardındaki sır nedir?

Bu hadisenin ardındaki sır, aile sisteminin bilinçdışı düzeyde işleyen bağlanma ve dengeleme mekanizmalarıdır. Bert Hellinger’in Aile Dizimi yaklaşımında, her birey aile sisteminin bir parçası olarak görünmez bir enerji ağına bağlıdır. Bu ağda, geçmişte dışlanmış, unutulmuş ya da acı yaşamış bir aile üyesi varsa, sistem onu “geri çağırmak” ister. Ve bunu genellikle sonraki kuşaklardan birini onun kaderiyle özdeşleştirerek yapar.

Özdeşleşme Nasıl Gerçekleşir?

  • Çocuk, farkında olmadan geçmişte yaşamış bir akrabanın duygularını, davranış kalıplarını ve hatta yaşam tarzını benimseyebilir.
  • Bu özdeşleşme bilinçdışı düzeyde olur; çocuk o kişiyi tanımamış olsa bile onunla “ruhsal bir bağ” kurar.
  • Amaç, sistemdeki dengeyi yeniden kurmaktır. Aile sistemi, dışlanan ya da acı çeken bireyin “görülmesini” ister.

Psikodinamik Açıklama: Freud’un özdeşleşme kavramına göre, birey başka bir kişinin özelliklerini bilinçdışı bir şekilde içselleştirir. Bu, sadece taklit değil; o kişinin duygusal yükünü de üstlenmektir. Aile diziminde bu süreç, sistemin “vicdanı” tarafından yönlendirilir. Yani aile sistemi, geçmişteki bir adaletsizliği telafi etmek ister.

Hellinger’in gözlemlerine göre:

“Bir çocuk, ailesinin kaderini hafifletmek için kendi hayatını feda edebilir. Bu sevgi, kör bir sevgidir.”

Bu Durumun Sırrı: Aile sistemleri, sadece genetik değil; duygusal ve enerjetik miras da taşır. Bu miras, görünmez bağlarla nesilden nesle aktarılır. Özdeşleşme, bu bağların en güçlü tezahürlerinden biridir. Ve çoğu zaman, kişi kendi hayatını yaşadığını sanırken aslında bir başkasının kaderini tekrar etmektedir.

Bu konu, Aile Dizimi yaklaşımının en çarpıcı ve derin alanlarından biri. Bert Hellinger ve Svagito R. Liebermeister gibi isimler, hastalıkların sadece biyolojik değil, aynı zamanda aile sistemindeki duygusal düğümlenmelerle de bağlantılı olduğunu savunur. Bu düğümler, bireyin kendi kaderini değil, bir başkasının kaderini yaşamasına neden olabilir.

Temel Düğümlenme Kalıpları (Hellinger’e göre):

  1. Peşinden Gitmek: Kişi, ailesinden birinin kaderini bilinçdışı şekilde “takip eder.” Örneğin, genç yaşta ölen bir akrabanın ardından gelen birey, onun gibi erken yaşta hastalanabilir. Bu, “Seni o kadar çok seviyorum ki, seninle aynı kaderi paylaşmak istiyorum” diyen kör bir sevgi biçimidir.
  2. Yerini Almak (Özdeşleşme): Birey, dışlanmış ya da acı çekmiş bir aile üyesinin yerine geçer. Onun duygularını, acılarını ve hatta hastalığını üstlenir. Bu özdeşleşme, kişinin kendi kimliğini kaybetmesine ve psikolojik ya da fiziksel rahatsızlıklar yaşamasına yol açabilir.
  3. Suçun Kefareti (Telafi Etme): Aile sisteminde yaşanmış bir suç, adaletsizlik ya da travma varsa, sonraki kuşaklardan biri bunu “telafi etmek” ister. Örneğin, bir aile üyesi haksız yere dışlandıysa, başka biri onun acısını taşıyarak dengeyi sağlamaya çalışır. Bu da hastalıklar, bağımlılıklar ya da depresyon gibi semptomlarla kendini gösterebilir.

Psikosomatik Etkiler:

  • Kalp ağrıları → Açığa vurulamamış sevgi
  • Sırt ağrıları → Anne-babaya eğilmekte direnç
  • Baş ağrıları → Bastırılmış öfke ya da kimlik çatışması
  • Tekrarlayan kazalar → Bilinçdışı kendini cezalandırma

Kilitlenme Nasıl Çözülür?

  • Özdeşleşilen kişinin kimliği fark edilir.
  • Onun kaderi onurlandırılır: “Senin kaderin sana ait, ben kendi yolumu seçiyorum.”
  • Duygusal bağlar yeniden düzenlenir, kişi kendi yerine döner.

Bu düğümler, kimsenin suçu değil. Kolektif vicdan dediğimiz bilinçdışı bir güç tarafından yönlendirilir. Ama farkındalıkla bu zincir kırılabilir.

Aile Dizimi amacı Nedir?

Bir ailedeki herkes eşit derecede o ailenin bir parçasıdır. Kim olduğuna, aileye ne zaman katıldığına ya da ne yaptığına bakılmaksızın ailenin her üyesi eşit haklara sahiptir. Herkesin ailede bir yerinin bulunması ve eşit derecede saygı görmesi gerekir.

Aile sistemi söz konusu olduğunda çok daha büyük bir gücün varlığından söz edebiliriz. Bu güç bizi, sadece kendi hatalarımızı değil atalarımızınkini de ödemeye zorlar. Geçmişte ailede yaşanmış ve telafi edilmemiş bütün olumsuzlukların acısı sonraki nesillerden çıkar. Bu, tıpkı vücuda yerleşen bir virüsün kişiyi bir süre sonra hasta etmesi gibidir.

Kuşaklar arasında gerçekleşen çok daha geniş ve derin bir olgudur. Bu varoluşsal bir gerçektir…

Kısacası aile sisteminde işler böyle yürür ve bu sistemleri yöneten yasalara göre aileden biri davranışlarının sorumluluğunu üstlenmediğinde, başka bir aile üyesi bunu onun yerine yapacaktır. Kolektif vicdan, kefaret tamamen ödenene kadar bu sorumluluğu nesilden nesle aktarır.

Kişisel vicdan yaptığım hatayı telafi etmemi sağlar. Kolektif vicdan suçluluk hissetmeme neden olurken kolektif vicdan beni bilinç dışı yollarla etkisi altına alır. Bu da bize, beynimizde bizi yaptığımız her şeyden ve davranışlarımızın başkaları üzerindeki etkisinden sorumlu tutan ortak bir katman olduğunu gösterir. Kabul etsin veya etmesin herkes sorumludur.

Kişisel ve kolektif vicdan arasında olgunlaşma isteğimizi doğrudan etkileyen bir fark daha bulunur. Kişisel gelişim… Bozulan dengeyi ben düzeltemeyecek olursam, sonraki nesillerden birinin bunu benim için yapması gerekecektir.

Eğer bir kişi aile bağlarının sebep olduğu düğümlenmelerden kurtulmak istiyorsa, öncelikle ailenin kolektif vicdanını anlamalı ve buna uygun hareket etmelidir. Çünkü ancak denge yeniden sağlanıp hesaplar kapandığında, herkes ve her şey doğru yerde olduğunda bireysel seçimlerini düşünebilecek kadar özgürleşir.

“Aile Dizimi” adını verdiğimiz çalışmanın amacı da budur…

Ebeveynlerimize kendimiz olarak aslında onlara “evet” dediğimizde, kendimize “evet” demiş oluruz. Bu boyun eğdiğimiz anlamına gelen bir “evet” değil, kabullendiğimiz anlamına gelen bir “evet”tir. Sadece mevcut duruma “evet” deriz. Böylece kendimize ait hissettiğimiz parçalarımızı da kabullenmiş oluruz. Çünkü babamızın sevmediğimiz yönleri muhtemelen kendimizde de sevmediğimiz yönlerdir. Bu yüzden eğer ebeveynlerimizi tüm kalbimizle kabullenip “bağrımıza basarsak” kendimizi de tam manasıyla kabullenmiş oluruz.

Kutsal Düzen açısından kendimizle barışık olabilmenin tek yolu sahip olduğumuz ebeveynleri içten bir şekilde onurlandırmaktır. Kısacası bizden önce gelenleri de onurlandırmış oluruz. Geldiğimiz yerin, bizi bu hayata getirenlerin ve artık içimizde akmakta olan yaşam enerjisinin önünde saygıyla eğiliriz. Böylece, köklerimize, yaşamımızın kaynağına büyük bir hürmet göstermiş oluruz.

Köklerimden Gelen Sessiz Çığlık: Benim Hikayem

Bu bizim kendi gerçeğimizi arama yolculuğumuzdur. Başlangıca döneriz… Geri dönüp insanlık tarihinde atalarımızın mirasını incelerken, kendi varoluş hikayemizin her bir bireyiyle kurduğu bağı da inceleme fırsatı buluruz.

Sevginin Kökleri‘ni okudukça fark ettim ki, bu kitap bana bir şeyler öğretmekten çok, zaten içimde var olanları hatırlatıyor. Kendi hikâyemin sesi, satır aralarında yankı buldu.

Bir bedenin taşıdığı sessiz mirasın izinde…

Svagito Liebermeister şöyle der:

“Hastalık, sistemin görünmeyen bir üyesini görünür kılmak için bedenin attığı çığlıktır.”

Şifa Nerede Başlar?

  • O kişinin kim olduğunu fark etmekle.
  • Onun kaderini onurlandırmakla: “Senin acını görüyorum ve sana saygı duyuyorum.”
  • Kendi yerine dönmekle: “Senin kaderin sana ait, benim yaşamım bana ait.”

Herkesin bir anne ve babası vardır. Bu, öylesine açık ve evrensel bir gerçektir ki birçoğumuz onu kanıksar hatta çoğu zaman tamamen unuturuz. Ancak onlarla olan ilişkimiz, hayatımızdaki en önemli iki ilişkidir. Dünyaya ve fiziksel bedenlerimize, hayata onlar aracılığı ile geliriz. Bir mistik olan Osho’nun da söylediği gibi:

“Varlığımızın yarısı annenizin, yarısı da babanızın bir parçasıdır. Onlar sayesinde buradasınız; onlar olmasaydı siz de olmazdınız. Başınıza gelen her şeyin sebebi, bir şekilde onlardır. Herkes bunun farkına varmalıdır…” — Osho

Farkında olsak da olmasak da hepimiz ebeveynlerimize derinden bağlıyız. Onları seviyor ya da onlara kızıyoruz. Kimimiz anne babasını yanında isterken, kimimizde onlardan uzaklaşmak için elinden geleni yapıyor. Ebeveynlerine karşı hiçbir şey hissetmeyen, tamamen kayıtsız olan çok az kişi vardır.

“Aile” ya tüm acıların kaynağı ya da sağlıklı bir toplumun ve yıllardır bilimsel çalışmalara konu olmuş aile ilişkileri dinamiklerinin temeli olarak tanımlanır.

Sevgiye Dönüşen Bakış: Bugün anne ve babama baktığımda yalnızca sevgi hissediyorum. Geçmişin izlerini yok saymadan, onları yargılamadan, sadece sevgiyle görebilmek, hem kendime hem de onlara şefkatle yaklaşmanın en güçlü hali.

Nesiller Arası Görme Yetisi: Anne ve babamı sadece ebeveynim olarak değil, birer çocuk olarak da gördüm. Onların da hayalleri, kırgınlıkları, özlemleri vardı… Ve ben, bu hikâyelerin içinde büyüdüm. Bazen bu yükler omzuma dokundu, ama bugün geriye baktığımda sadece sevgi hissediyorum. Çünkü artık biliyorum: hepimiz bir yerden geldik ve bir yere gitmeye çalışıyoruz.

Anne ve babama duyduğum saygı, geçmişin ağırlıklarını değil, bana kattıkları her şeyin kıymetini anlamamı sağladı. Minnettarım, çünkü bu minnettarlık beni özgürlüğüme götüren bir köprü oldu. Onları oldukları gibi kabul ettiğimde, kendi yolumu da buldum.

Kitabın Temel İçeriği

Aile Dizimi, sadece bireysel değil; kuşaklar arası aktarılan yükleri de ele alır. Bu yüzden bazen kişinin yaşadığı sorun, kendisine değil, geçmişte yaşanmış bir olayın yankısına dayanabilir.

Sevginin Kökleri, hem bireyin iç dünyasını hem de aile bağlarını daha derinlemesine keşfetmek isteyenler için güçlü bir rehber olabilir. İlerleyen bölümlerde, bu rehberliğin nasıl hayata geçtiğini örnekler, açıklamalar ve uygulamalarla göreceksiniz.

  1. Aile Dizimi’ni Anlamak: Aile Dizimi, bireyin yaşadığı içsel ve ilişkisel sorunların kökenini aile sistemindeki görünmeyen bağlar ve aktarımlar üzerinden anlamaya yardımcı olan bir yöntemdir. Kitap, Bert Hellinger’in geliştirdiği aile dizimi yöntemini temel alır. Bu terapi biçimi, bireyin yaşadığı sorunların çoğunun kendi yaşamından değil, ailesel geçmişten ve atalarının çözülmemiş meselelerinden kaynaklandığını savunur.
  2. Bugünkü İlişkileri Anlamak: Bugünkü ilişkilerimiz, çoğu zaman geçmiş kuşaklardan bilinçsizce devraldığımız dinamiklerin tekrar eden yansımalarıdır.
  3. Aile Dizimi Uygulaması Yapmak: Aile Dizimi uygulaması, temsilciler aracılığıyla aile sisteminin enerjisini görünür kılarak, tıkanmış bağların şifalanmasına alan açar.
  4. Aile Dizimi’nde Meditasyonun Yeri : Meditasyon, dizim sürecinde içsel sessizliği ve farkındalığı derinleştirerek, kişinin kendi yerini ve duygularını daha net görmesini sağlar.

Sevginin Kökeni, Bir Aile Dizimi Rehberi, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatmak için. Sevginin Kökleri, son yıllarda adını giderek daha sık duymaya başladığımız güçlü bir terapi çeşidi olan Aile Dizimi yöntemiyle bu soruya çok çarpıcı cevaplar veriyor. Hayatlarımız boyunca deneyimlediğimiz, aklımıza gelebilecek her türlü sorunun kaynağında, atalarımızın çözülmemiş meselelerinin yattığı fikrini temel alan Aile Dizimi, basit ama etkili adımlarla aile sistemlerinde yıllarca gizli kalmış kilitleri tek tek bulup çözerek içsel huzura giden yolu aydınlatıyor. Üstelik küskünlükler yerini karşılıklı saygıya, acı anlayışa bırakırken köklerimizde var olan gerçek sevgiyi deneyimlememize de olanak sağlıyor. Sade ve anlaşılır diliyle Sevginin Kökleri sadece bu terapi sisteminin uygulayıcısı olmak isteyenler için değil, aynı zamanda Aile Dizimi sitemini, aile dinamiklerinin temelini anlayıp öğrenmek isteyen herkes için tam anlamıyla bir kılavuz niteliğinde.

Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?

  1. Kolektif Travmaların Yüzeye Çıkması: Pandemi, savaşlar, göç ve toplumsal kutuplaşma gibi süreçler, bireylerin sadece kendi yaşadıklarıyla değil; geçmiş kuşakların taşıdığı yüklerle de yüzleşmelerini zorunlu kıldı. Sevginin Kökleri, bu yükleri tanımak ve dönüştürmek için bir rehber sunuyor.
  2. Aile Dinamiklerinin Yeniden Tanımlanması: Modern dünyada aile yapıları değişiyor. Ancak bireyin psikolojik kökleri hâlâ geleneksel bağlara dayanıyor. Kitap, bu bağları anlamak ve sağlıklı bir şekilde yeniden kurmak için güçlü bir araç.
  3. Kendilik Arayışı ve Aidiyet: Küreselleşme ile birlikte bireyler aidiyet duygusunu kaybedebiliyor. Liebermeister, aidiyetin sadece kültürel değil, psikolojik bir ihtiyaç olduğunu hatırlatıyor. Bu, özellikle genç kuşaklar için çok değerli bir farkındalık.
  4. Terapiye Erişim ve Alternatif Yaklaşımlar: Klasik terapi yöntemlerinin dışında, sistemik ve sezgisel yaklaşımlara olan ilgi artıyor. Sevginin Kökleri, hem uygulayıcılar hem de bireysel okurlar için bu alanda sade ve etkili bir giriş sunuyor

 Svagito R. Liebermeister – Sessiz Dönüşümün Yolcusu

1957 yılında Almanya’da doğan Svagito R. Liebermeister, Münih Üniversitesi’nde psikoloji eğitimi aldıktan sonra, yaşamın anlamına dair sorular onu akademik sınırların ötesine taşıdı. 1980’li yıllarda Hintli mistik Osho’nun öğrencisi oldu ve Pune’daki Osho Aşramı’nda üç yıl boyunca derin bir manevi eğitim aldı. Bu süreçte “Svagito” adını aldı — anlamı: “Kendin olmanın sesi, melodisi.”

Osho’nun öğretileriyle şekillenen bu dönemde, sadece bir terapist değil; bir içsel rehber haline geldi. Meditatif terapi tekniklerini Batı psikolojisiyle harmanlayarak, bireyin sadece zihinsel değil, ruhsal düzeyde de dönüşüm yaşayabileceği bir yaklaşım geliştirdi.

Aile Dizimi ve Sistemik Terapi: Liebermeister’in en bilinen çalışmaları, aile dizimi alanında oldu. Bert Hellinger’in yöntemini kendi sezgisel ve meditatif yaklaşımıyla birleştirerek, aile sistemlerinin görünmeyen dinamiklerini açığa çıkarmaya başladı. Onun için terapi, sadece bir teknik değil; bir farkındalık alanıydı. “Köklerle barışmadan, içsel huzur mümkün değildir” diyerek, bireyin ailesiyle olan bağlarını onarmanın yaşamın temel taşı olduğunu savundu.

Eserleri ve Küresel Etkisi: Yazdığı kitaplar — Sevginin Kökleri, Zen Danışmanlığı Yolu, Osho Terapisi, Hayat Durduğunda — dokuz dile çevrildi ve dünyanın dört bir yanında okurlarla buluştu. Her bir eser, hem teorik hem de deneyimsel bir derinlik taşıyor. Özellikle Sevginin Kökleri, aile dizimi alanında sade ama güçlü bir rehber olarak kabul ediliyor.

Meera Sanat Vakfı: Svagito, eşi Meera’nın ani kaybından sonra onun mirasını yaşatmak için Meera Art Foundation’ı kurdu. Bu vakıf, sanatın iyileştirici gücünü dünyaya taşıyan atölyeler ve sergiler düzenliyor. Svagito’nun kişisel yas süreci, onun terapötik yaklaşımına daha da derinlik kattı. Artık sadece bir öğretmen değil; acının içinden geçmiş bir yol gösterici.

Terapide Sessizlik ve Varlık: Svagito’nun en ayırt edici yönü, terapiyi bir “varlık sanatı” olarak görmesidir. Onun için en etkili müdahale, bazen sadece sessizce orada olmaktır. Meditatif duruşu, danışanlarıyla kurduğu ilişkide bir güven alanı yaratır. “İyileşme, teknikle değil; varlıkla olur” diyerek, terapinin özüne dair güçlü bir mesaj verir.

Svagito R. Liebermeister, hem bir terapist hem bir düşünür; hem bir öğretmen hem bir öğrenci. Onun yaşamı, dönüşümün sessiz ama derin izlerini taşıyor.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın

İnsan, her şeyi sahiplenme arzusundayken, varoluşun gerçek amacını çoğu zaman unutuyor. Şuurun altın damarına ulaşmanın farkında değil. Fiziksel dünyanın keşfi ilerledi ama insanın “kendini bilme yolculuğu” geri kaldı. Devasa binalar, yollar ve şehirler yükselirken; insanın iç dünyası hâlâ bilinmezliklerle dolu. Bilim, insanın özünü ve aklın ötesindekini henüz çözemedi.

Kendi değerimizi bilmemek, çağımızın en büyük açmazlarından biridir. Bu çağ, ilahi değerin açığa çıktığı dönem olmalı.

Kendini Bilmek İçin Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin