Dostoyevski Mektuplar

“Kendim mektup almayı seviyorum ama bizzat mektup yazmayı imkansız ve hatta saçma buluyorum; Kendimi mektupta ifade etmeyi beceremiyorum (…) Eğer cehenneme gidecek olursam bana kesinlikle günahlarımın kefareti olarak günde en az on mektup yazma cezası verilecektir.”

– Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

İnsanın Bir Sırrı Var…

Merhaba,

Rus ve dünya edebiyatına yön veren en önemli isimler arasında Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’yi ilk sıralarda anmak yanlış olmayacaktır. İlk romanı insancıklar ile konuşulmaya başlanan Dostoyevski’nin edebi başarısı henüz hayattayken tescillenmişti. Eserleri, kadar hayatı da oldukça inişli-çıkışlı ve çetrefilli olan Dostoyevski üzerine günümüze değin birçok çalışma yapılmış, bu çalışmaların da bir kısmı dilimize çevrilerek bizlere kazandırılmıştır. Biyografi kapsamında değerlendirilen bu çalışmalarının dışında yazarın hayatına ışık tutabilecek diğer bir kaynak da yazarın sayıları yüzleri bulan ve birkaç cilt halinde toplanan mektuplarıdır. Bu mektuplar yazarın hayatına bazen biyografilerden çok daha fazla ışık tutmaktadır. Aynı zamanda düşüncelerinin, duygularının birinci ağızdan şahidi olan bu mektuplar, yazar hakkında yürütülen çalışmalar için en önemli kaynaklardandır. Hatta bazen sadece bu mektupları okumak bile, başka hiçbir şey okumadan Dostoyevski’yi öğrenmeye, anlamaya yardımcı olacak niteliktedir.

Dostoyevski’nin hayattayken yazdığı mektupların sayısı oldukça fazladır. Dönemin en önemli haberleşme aracının mektup olması yazarın arkasında oldukça zengin bir birikim bırakmasını sağlamıştır. Ölümünün ardından farklı kaynaklardan toplanan bu mektuplar günümüze değin ulaşmıştır.

16 Mart 1878

“Kendim mektup almayı seviyorum ama bizzat mektup yazmayı imkansız ve hatta saçma buluyorum; Kendimi mektupta ifade etmeyi beceremiyorum (…) Eğer cehenneme gidecek olursam bana kesinlikle günahlarımın kefareti olarak günde en az on mektup yazma cezası verilecektir”diyerek de mektup yazmaktan neden haz etmediğini, mektup yazmanın kendisi için nasıl bir işkence olduğunu vurgular.

Yazarın mektuplarının büyük bir çoğunluğu düzensiz, birçok konunun karma karışık şekilde ele alındığı, deyim yerindeyse daldan dala konulduğu bir görüntüye sahiptir.

Dostoyevski aforizmaları içinde en ünlülerinden birisi olan “İnsanın bir sırrı var. Bir sırrı keşfetmek gerek, eğer bu sırrın peşinde tüm hayatını adamışsan asla vakit kaybettiğini söyleme; ben bu sırrın peşindeyim zira insan olmak istiyorum” sözü de bu erken dönem mektuplarından birisinde, daha 18 yaşındayken kaleme alınmıştır.

9 Ağustos 1838

“Sert bir kabuğun altında tüm evrenin acı çektiğini görmek, insan iradesinin bu kabuğu bir patlamayla yok edebileceğini, ardından da ebediyetle kaynaşabileceğini bilmek, yaratılanların en sonuncusu olduğunu bilmek…İnsan ne kadar da sefih. Hamlet! Hamlet! İçinde donakalmış evrenin figanları bunlar.”

31 Ekim 1838

Bilmek kelimesi ile ne söylemek istiyorsun? Tabiatı, ruhu, Tanrı’yı aşkı kavramak… Bu kalple kavranan bir şeydir, akılla değil. Eğer bizler sadece ruhtan ibaret olsaydık ruhlarımızın anlamak için yoğunlaştığı düşüncelerin dünyasında yaşardık. Bizler faniyiz, insanlar tahmin yürütmeliler ama birden bire düşünceyi kavrayamazlar. Düşüncenin fani bedenlerimizin içinde ruhumuzun içine işlemesini sağlayan iletken akıldır. Akıl maddesel bir yetenektir… İnsanın ruhu ya da iç dünyası kalbin ona fısıldadığı düşünceyle yaşar. Bunun dışında bilgi edinmeyle meşgul olan insan aklı duygudan bağımsız hareket eder, doğal olarak kalpten ayrı hareket eder. Bilincin amacı tabiat ya da aşksa kalbe giden tertemiz bir yol açılır…”

“Şair esinlenme anında Tanrı’yı anlar, buna bağlı olarak da felsefenin gereğini yerine getirir. Yani şiirsel coşku da felsefi bir coşkuda mevcuttur…Şu halde felsefe de şiirin kendisidir, sadece daha üst bir derecede!..”

16 Ağustos 1839

“Artık ruhum huzurlu, rahat değil; ama ruhun bu mücadelesinde genellikle güçlü karakterler olgunlaşıyor, sisli kışlar aydınlanıyor, yaşama olan inanç ise çok daha temiz ve semavi bir hale dönüşüyor. Ruhum önceki fırtınalardan arındı. Ruhumdaki her şey büyük bir sır saklayan insan kalbi gibi sessiz ve sakin. İnsanın ve hayatın ne olduğunu öğrenmek konusunda başarılıyım; insanları hayatımın özgürce ve neşeyle akıp gittiği en güzel bölümünü oluşturan yazarlardan öğrenebilirim.”

24 mart 1845

“Romanımdan fazlasıyla memnunum. Oldukça düzgün bir çalışma. Ama bununla birlikte önemli eksiklikleri de var. Basılması benim ödülüm olacak. Şu an elim boş. Para için veya tecrübe olsun diye bir şeyler yazmak istiyorum ama boş bir şey yazmak da istemiyorum, çalışmak içinde fazlasıyla vakit gerekiyor.”

“Çok okuyorum ve okuma beni çok etkiliyor. Yıllar öncesinden okuduğum bir şeyi yeniden okuyorum ve sanki yeni güçlerle dolup taşıyorum, her şeyi anlamaya çalışıyorum, her şeyi açıkça anlıyor ve bir şeyler yaratma isteği duyuyorum(…)

4 Mayıs 1845

“Bir türlü başımdan savamadığım romanım bana öylesine işler yükledi ki böyle olacağını bilsem hiç başlamazdım. Bir kere daha düzeltmeye karar verdim ve şükürler olsun ki iyi şeyler ortaya çıktı, neredeyse iki kat daha iyi oldu. Artık bitti ve bu son düzeltmeydi. Bir daha dokunmayacağıma kendi kendime söz verdim. İlk romanların kaderi böyledir, sürekli olarak düzeltme yapılır.”

20 Ekim 1846

“Yaşamımı idame ettirmek için İnsancıklar ve gözden geçirilmiş Öteki‘ni ayrı ayrı kitaplar şekilde bastırmaya karar verdim. Çıkacak kitabı örneğin birinci bölüm, ikinci bölüm gibi yapmayı düşünüyorum sadece İnsancıklar ve de yarı basım şeklinde Öteki olacak. Sıradaki romanıma odaklanmayı planlıyorum.”

“Nihai olarak da iki yıl sonrasında toplu eserleri şeklinde basım planım var, böylelikle iki kez para kazanacağım için çokça para kazanacak ve kendime isim yapacağım.”

Yoğun bir şekilde çalışmak mutluluğun kendisidir. Çalış ve yaz, daha ne olsun!

Hazırlanan bu mektup seçkisinin amacı Dostoyevski okuyucularına ve belki de araştırmacılarına küçük de olsa bir katkı sağlamasıdır.

Dünya Fikir Mimarları, dizisinin ilk dizisi olan “Üç Büyük Usta” kitabında Zweig, Tolstoy’la Dostoyevski’yi karşıalştırdığı yerde yoksulluğun Dostoyevski’ye Nessos’un gömleği gibi yapıştığını söyler. Nessos söylencesini dipnottan öğrenen okur, yoksulluğun Dostoyevski’ye ne kadar acı versiğini gözünde canladırabilir.

Kürek mahkumu olduğu ve yaşadığı zorlu günlerin hislerini siz okurlara bırakıyorum…

Dostoyevski Mektuplar, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Sevgiyle okuyunuz…

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: