“Varlığımızı yaratarak ifade ederiz. Yaratıcılık oluşun zorunlu bir devamıdır.”
—Rollo May
Merhaba
Rollo May, 20. yüzyılın önemli psikologlarından biridir ve özellikle varoluşçu psikoloji ile tanınır. “Yaratma Cesareti” (The Courage to Create) adlı eseri, yaratıcı süreci anlamaya yönelik derin bir bakış açısı sunar. May’in bu eserdeki temel vurgusu, yaratıcılığın sadece sanatsal bir uğraş değil, aynı zamanda insanın varoluşsal bir ihtiyacı olduğunu ifade etmesidir. Ona göre, yaratma cesareti, kişinin kendi benliğini ortaya koyabilme ve dünyayla anlamlı bir ilişki kurabilme yeteneğiyle ilgilidir.
“Yaratma Cesareti”, yalnızca sanatçılar için değil, herkes için geçerli bir kitaptır. Çünkü yaratıcılık, insanın hayatını anlamlandırma ve kendini ifade etme biçimidir. May, yaratıcılığı sadece bireysel bir özellik olarak değil, toplumla olan ilişkilerde de önemli bir yere sahip olarak görür. Kişiler, yaratıcı süreçlerine cesaret gösterdiklerinde hem kendilerini hem de toplumu dönüştürebilirler.
Yaratıcı cesaret, aynı zamanda özgürleşmenin de bir aracı olarak kabul edilebilir. İnsan, yaratma cesaretini bulduğunda, kendi içsel potansiyelini dışa vurur ve dünyada kendi izini bırakmaya başlar. Bu, hem bireysel bir özgürleşme hem de toplumsal anlamda daha anlamlı bir varoluş deneyimi sağlar.
“Felsefe Somut gerçeklikten yola çıkmalı ve sonra tekrar somut gerçekliğe dönmelidir. Felsefenin hareket noktası öyle bir nokta olmalıdır ki, kişi bu noktadan başka bir noktadan başlayamasın. Başka hiçbir şeyden değil de yalnız ondan başlamamızı zorunlu kılan, kendini kayıtsız şartsız üstümüze dayatan bu nokta, acıdır. Acı, ondan yola çıkmamızı gerektiren somut noktadır. Ve, acının karşısında aradığımız da mutluluktan başka bir şey değildir. Tüm düşünce, acı ve mutluluğun somut kutuplan arasında kuşatılmıştır.” RENE LE SENNE LA DECOUV6RTE DE DIEU
Bu kitap kendini iki önemli kavramla tanıtıyor: Yaratıcılık ve cesaret. Kitabı bulunduğu rafta keşfettiğim sırada tam da benim kafamı kurcalayan iki önemli kavramdı bunlar. Ruhsal daralımlarımdan, yalnızlığımdan sağdığım problemlerin ağına bu iki etkileyici kavram takılmıştı o sıralar. Kitabı okumak cesaret değil de, daha çok bir güven duygusuyla doldurdu beni.
May, adı belki de Türkiye’de pek işitilmemiş olmasına karşın, Amerikan psikolojisinde önemli bir isim. Varoluşçu psikolojide adı Sartre ile beraber geçerken, varoluşçu psikoterapinin en önde gelen temsilcisi sayılıyor. Spiegelberg May’i Amerika’da varoluşçu fenomenolojideki en önemli isimler arasına alıyor. May’in ünü yazdıkları kadar, Amerika’da fenomenolojik psikolojiye hem yaratıcılık, hem de eleştirellik açısından sağlam bir zemin hazırlamasından da geliyor.
May, gençliğinin başlarında Avrupa’da ressamlık yapmış, bundan sonra da sanatsal yaratıcılık en önemli ilgi alanlarından birini oluşturmuş. Yirmisindeyken Alfred Adler’le çalışmış. Adler’in “aşağılık kuramı”ndaki kaygı kuramını aşırı basitleştirilmiş ve genel bulmuş. Sonra May’in yaşantısında önemli bir karşılaşma oluyor. 1933 yılında Almanya’dan kaçan iki önemli Alman’la karşılaşıyor: Kun Goldstein ve Paul Tillich. Kurt Goldstein’ın organizma kuramı, kişinin kendini gerçekleştirmesi düşüncesi ve kaygının, organizmanın kendini yıkıma götürecek olan bir duruma karşı gösterdiği tepki olduğu yolundaki görüşü May’i etkiliyor. Derslerini hiç sektirmeden izlediği Tillich ise varoluşçu düşünceyle ve Heideggerie, Kierkegaard’la aşinalığı sağlıyor.
Otuzlarda üniversitelerde danışmanlık yapan May bu sıralarda Art of Counselling (Danışmanlık Sanatı) adlı kitabını yazıyor. Psikoterapiyle uğraşanlar “nevrozu sevenler” ve “nevrozu sevmeyenler” diye sınıflandırılabilirse, May ilk gruba girerdi herhalde. Ona göre nevroz, taşıdığı geometrik ilerleme boyutundan ötürü insan soyuna verilmiş iyi-belalardan, olumlu-lanetlerden biri. Bu konuya, yani nevroza, yani acı çekmeye yaklaşımlar arasında iki önemli ayrım var: (I) acı, varolan düzenin, yaşamın sürdürülmesine engeldir ve ortadan kaldırılması gerekir; (2) acının varlığı varolan yapının aksadığını gösterir ve üzerine gidildiği takdirde, yeni bir düzenin, yaşamın yaratılmasına giden yolun başlangıcıdır. Bu yüzden acı olgusu ve böylece dünyada kötünün varlığı iki boyutta belirin (I) içkinlik ve (2) aşkınlık. Acının ve kötünün varlığı, süregidene düşürülen bir şüphe, bir tehdittir ve bu varlığın, çevresinin kuşatılarak yaşamdan soyutlanması, bulaşmasının, yayılmasının önlenmesi ve etrafına çekilen set içinde bertaraf edilmesi gereklidir. Aşkın boyutta ise bu varlık, yeni bir sürecin başlaması, yeni bir düzenin yaratılması için büyütülür, büyüdükçe bilincin içine işlemesi’ anlaşılması ve yeni eylem yollarının bulunması kolaylaşır. Modern çağda (Batı’da) genel bir hastalık miti üretildikten sonra, bu hastalıkla (acıyla, kötüyle) uğraşma sorumluluğu belki de modern toplumun en önemli icatlarından biri olan yeni bir uzman-meslek grubuna verildi: Psikolojik bilginin uygulayıcılarına, psikanalist, psikoterapist ve psikiyatristlere.
Kendini Arayan İnsan
İlk bağımsız mesajını getirdiği kitabı olan Kendini Arayan İnsan May’in kitabın başlığı olan soruna ilk varoluşçu yaklaşımını da içerir. Bu arayışın hareket noktası insanlık durumumuzdur. Bu durum yalnızlık ve kaygı dışında beş yitirişle 4n anlamları, toplumdaki değer merkezinin, benlik duygusunun ve trajedi duygusunun yitirilişidir. May’in getirdiği çözüm ise; İnsan’ın yaratıcı bir süreç içinde kendisinin bilincine vararak benliğini tekrar bulmasıdır.
Varoluşun Keşfi
May, 1950’lerde, Avrupa’da yeni gelişen varoluşçu psikoloji ve felsefeyle ilişkiye giriyor. Bunun sonucunda Varoluşun Keşfi ortaya çıkıyor. Rollo May’e göre varoluşçu psikoterapi, insan, nevroz, sağlık ve insanın yapacakları üzerine yeterli cevaplar bulamazken duyulan “ontolojik bir açlıktan” doğdu geldi. Varoluşçu psikoterapi, insan üzerinde çalışırken, onu parçalara bölmeyen ve insanlığını bozmayan bir bilimin olanaklığı varsayımına varmaktadır.
Varoluşçu terapistlerin ayırt edici özelliklerinden bir de gelecek üzerinde önemle durmalarıdır. Zamanı psikolojik görüntünün merkezine oturttuktan sonra, geleceğin, şimdi ve geçmişin tersine insanlar için baskın zaman modeli olduğunu savlarlar. Bu savın anlamı geçmişi ve şimdiyi silmek değildir, geçmişi bilebilmenin yolu yaşayan bir insan, şu özel an içinde, bir geleceğe doğru kendini tasarlayışı içinde görebilmektedir. Kişilik ancak geleceğe ilerleyen izin üzerinde görülebilirse anlaşılabilir; bir insan kendini, ancak bir şekilde geleceğe doğru uzatabildiğinde anlayabilir.
Yaşamım Boyunca yaratıcılığın büyüleyici soruları aklımdan çıkmadı. Bilim ve sanatta özgün bir fikir, bilinçdışından niye şu anda fırlayıveriyor? Yetenek ile yaratım edim (act) ve yaratıcılık ile ölüm arasındaki ilişki nedir? Bir mim ya da bir dans, neden böylesi bir tad veriyor? Homer, Truva Savaşı gibi külliyetli bir olguyla karşılaştığında, bunu nasıl tüm Yunan uygarlığının ahlakı için yol gösterici olan bir şiire inceltti?
Rollo May, bu soruları kenarda duran bir olarak değil, sanata ve bilime bizzat katılan biri olarak soruyor.
“Bu soruları, mesela, kâğıt üzerindeki iki rengin önceden tahmin edilemeyecek bir üçüncüyü doğuruşunu görmenin heyecanından çıkarıp sordum. İnsan olmanın ayırt edici özniteliği, onun, evrimin yakıcı koşuşturması içinde bir an için durup, Altamira ya da Lascaux’daki mağara duvarlarına bizi hâlâ hayranlık ve huşu içinde şaşkınlığa düşüren şu kahverengi-kırmızı geyik ve bizonları resmetmesi değil mi? Bizzat güzelliğin kavranışının, doğruya giden bir yol olduğunu düşünün; “zarafet”in —fizikçilerin buluşlarını anlatmada kullandıkları anlamda— nihai gerçekliğin bir anahtarı olduğunu; Joyce’un, sanatçının, “soyunun yaratılmamış vicdanı”nı yarattığını söylerken doğruyu söylediğini düşünün!”
“Bu bölümler kendi düşünüp taşınmalarımın kısmi bir kaydı. Kolej ve üniversitelerde yapılan konuşmalarda doğdular. Gözüme tamamlanmamış göründükleri için onları yayımlamakta hep tereddüt ettim yaratının gizemi hâlâ sürüyordu. Sonra “bitmemişlik” niteliğinin hep kalacağını, bunun bizzat yaratıcı sürecin bir parçası olduğunu anladım. Bu anlama, konuşmaları duyan birçok kişinin yayımlamam için beni zorlamaları ile çakıştı.”
Yaratma Cesareti
BİR ÇAĞ ÖLÜRKEN, yenisinin henüz doğmadığı bir zamanda yaşıyoruz. Cinsel törede, evlilik biçimlerinde, aile yapılarında, eğitimde, dinde, teknolojide ve modern yaşamın neredeyse tüm diğer yüzlerindeki kökten değişiklikleri görmek için çevremize bakınınca, bundan şüphemiz kalmıyor. Ve tüm bunların gerisinde, biraz uzağa çekilmiş olan, fakat asla yok olmayan atom bombası tehdidi var. Bu sarsıntı çağında duyarlıkla yaşamak gerçekten cesaret istiyor. Bir seçimle yüz yüzeyiz. Dayanaklarımızın sarsıldığını hissedince kaygı ve panik içinde geri mi çekileceğiz? Tanıdık sularda demir taramanın ürküntüsüyle kaskatı kesilip, tutukluğumuzu duygusuzluğumuzla mı örtüp saklayacağız? Böyle davranırsak geleceğin biçimlendirilmesine katılma şansımızdan feragat etmiş olacağız. İnsan varlığının ayırt edici özniteliğini elden kaçırmış olacağız: Kendi evrimimizi, kendi farkındalığımızla etkileyebilmeyi. Tarihin kör silindirinin önüne uzanıp, geleceği daha insanca ve adil bir toplumun kalıbına dökme şansımızı yitireceğiz. Yoksa, gerekli cesareti toplayıp, kökten değişiklik karşısında duyarlığımızı, farkındalığımızı ve sorumluluğumuzu koruyabilmek için zorunlu olduğumuz cesarete sımsıkı sarılabilecek miyiz? Küçük ölçüde de olsa yeni toplumun biçimlendirilmesine bilinçle katılabilmek miyiz? Umudum seçimimizin bu ikinciden yana olması, çünkü söyleyeceklerimi buna dayandıracağım. Yeni bir şeyler yapmaya çağrılıyoruz, ayak basılmamış bir toprakla yüzleşmeye, kimsenin gidip de bize yol göstermek için dönmediği bir ormana dalmaya çağrılıyoruz. Bu, varoluşçuların hiçliğin kaygısı dedikleri şey. Geleceğe doğru yaşamak bilinmeyene sıçramak demektir; bu da, halihazırda emsali olmayan ve pek az kişinin kavradığı dereceden bir cesareti gerektirir.
- Bölüm Yaratma Cesareti :
- Cesaret Nedir? Bu bölümde cesaretin tanımı yapılır. Cesaret, diğer erdemlerin temelidir; sevgi, sadakat gibi değerler cesaret olmadan soluk kalır. Cesaret, kalpten gelen bir güçtür ve bireyin kendi varlığını ileri sürmesiyle anlam kazanır.
- Fiziksel Cesaret: Hayatta kalma, tehlikeye karşı direnme gibi bedensel tehditlere karşı gösterilen cesaret türüdür. Genellikle savaş, hastalık, doğal afet gibi durumlarla ilişkilendirilir.
- Moral Cesaret: Kişinin etik değerleri uğruna risk almasıdır. Toplumun baskısına rağmen doğru bildiğini savunmak, adalet için ses çıkarmak bu cesaret türüne girer.
- Toplumsal Cesaret: Kişinin sosyal ilişkilerde kendini ifade edebilmesi, dışlanma korkusuna rağmen özgünlüğünü koruyabilmesidir. Grup baskısına karşı bireysel duruş sergilemeyi içerir.
- Cesaretin Bir Paradoksu: Cesaret, hem korkuyu içerir hem de onunla birlikte var olur. Cesur olmak, korkusuz olmak değil; korkuya rağmen harekete geçebilmektir. Bu bölüm, cesaretin doğasında yer alan çelişkiyi ele alır.
- Yaratıcı Cesareti. Bu bizi tüm cesaret çeşitleri içinde en önemlisine getiriyor. Yaratma Cesareti, Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen ismi Rollo May’in en temel yapıtlarından biri. May, psikoloji, psikoterapi, felsefe ve sanatla yakın ilişkisinden ötürü, yaratıcılık konusunu ilginç bir perspektiften inceliyor. Tüm varoluşçular gibi o da kaygı olgusuna büyük önem vererek, değişimin kaygının içine gömülerek varılacak bir yaratıcılık düzeyinde gerçekleşeceğini vurguluyor. Geçiş dönemi psikolojisinin tüm olumsuzluğunu, yaratıcılığın zorunluluğu adına kutlayan May, “yeni olan”ın her yerde fışkırdığı bir dünyada, insanın bilinçdışı kaynaklara güvenmesi gerektiğini savunuyor. Bunun için de yeni bir cesaret biçiminin bireyde yaratılmasına önemli katkılarda bulunuyor. Bu kitabın, kişiye kendi kaynaklarından yararlanmakta ve günümüzdeki ahlaksal çözülmenin çöküntüsü altında kalmadan yeni bir yaşam kurmakta düşünsel destek sağlayacaktır.
- Bölüm Yaratıcılığın Doğası : Yaratıcılık, yeni bir şeye varlık kazandırma sürecidir. Bu bölümde yaratıcı sürecin ne olduğu, nasıl işlediği ve bireyin içsel kaynaklarıyla nasıl bağlantı kurduğu açıklanır.
- Bölüm Yaratıcılık ve Bilinçdışı : Yaratıcılığın bilinçdışıyla olan ilişkisi ele alınır. Bilinçdışı, yaratıcı sezgilerin ve ilhamın kaynağıdır. Freud ve Jung’un kuramlarıyla bağlantı kurulur.
- Bölüm Yaratıcılık ve Karşılaşma : Yaratıcılık, dünyayla ve kendimizle gerçek bir karşılaşma anıdır. Bu bölümde yaratıcı sürecin bir yüzleşme olduğu, bireyin kendini ve çevresini yeniden tanımladığı anlatılır.
- Bölüm Delfi Kahini: Bir Terapist : Bu metaforik bölümde terapistin rolü, bireyin içsel bilgeliğini ortaya çıkarmasına yardımcı olan bir rehber olarak tanımlanır. Delfi Kahini gibi, terapist de “kendini bil” çağrısını yineler.
- Bölüm Yaratıcılığın Sınırları Üzerine : Yaratıcılığın sınırları, bireyin içsel ve toplumsal engelleriyle şekillenir. Bu bölümde yaratıcı sürecin önündeki psikolojik ve kültürel bariyerler tartışılır.
- Bölüm Biçim Tutkusu : Yaratıcılık sadece içerik değil, biçimle de ilgilidir. Biçim tutkusu, sanatçının estetik arayışını ve ifade biçimini şekillendirir.
Yaratıcılık Nedir?
Yeni bir şeye varlık kazandırma sürecidir.
Yaratma Cesareti, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatmak amaçlı. Rollo May’in Yaratma Cesareti adlı eseri, günümüz dünyasında belki de daha önce hiç olmadığı kadar anlamlı ve gerekli. Kitap ilk kez 1975’te yayımlanmış olsa da, içeriği çağın ruhuna hâlâ birebir dokunuyor. Çünkü May’in ele aldığı temel mesele—değişim karşısında duyarlılığı, farkındalığı ve sorumluluğu koruyarak yaratıcı bir yaşam kurmak—bugünün bireyinin en büyük sınavlarından biri.
Eserin Günümüz İçin Önemi Nedir?
- Küresel belirsizlikler: Savaşlar, iklim krizi, teknolojik dönüşümler ve toplumsal kutuplaşmalar, bireyin varoluşsal kaygılarını artırıyor. May’in “hiçliğin kaygısı” dediği şey, bugün pek çok insanın gündelik deneyimi.
- Yaratıcılığın bastırılması: Sosyal medya algoritmaları, tüketim kültürü ve hız odaklı yaşam biçimi, özgün düşünceyi ve yaratıcı cesareti köreltiyor. May’in vurguladığı gibi, yaratıcı cesaret bir başkaldırı gerektirir—ve bu başkaldırı, günümüzde daha da zorlaştı.
- Bireyin içsel boşluğu: May, cesaretin “kalpten gelen bir merkezileşme” olduğunu söyler. Bugün pek çok insan, dışsal başarıya odaklanırken içsel merkezini kaybediyor. Bu da duygusuzluk, kaygı ve yönsüzlük olarak kendini gösteriyor.
- Yeni toplumun inşası: May’in çağrısı, bireyin bilinçli bir şekilde geleceği şekillendirme sorumluluğunu üstlenmesidir. Bugün, sürdürülebilirlikten eşitliğe kadar pek çok alanda bu bilinçli katılım hayati önem taşıyor.
Günümüz İçin Anahtar Mesajlar
- Cesaret, umutsuzluğun yokluğu değil; ona rağmen ilerleyebilme yetisidir.
- Yaratıcılık, sadece sanat değil; yaşamın her alanında yeniye yer açma cesaretidir.
- Birey, kendi içsel kaynaklarına güvenmeden özgün bir varoluş kuramaz.
- Yeni bir toplum, ancak duyarlı ve yaratıcı bireylerin katkısıyla şekillenir.
Rollo May’in bu eserini bugün okumak, sadece bir felsefi metinle karşılaşmak değil; aynı zamanda kendi içsel cesaretimizi sorgulamak ve yeniden inşa etmek anlamına geliyor.
Rollo May: Varoluşun Psikolojik Yankısı
Rollo Reece May (21 Nisan 1909 – 22 Ekim 1994), Amerikan psikolojisinin en özgün seslerinden biri olarak, 20. yüzyılın düşünsel haritasında derin izler bırakmıştır. Varoluşçu psikolojinin öncülerinden olan May, aynı zamanda hümanist psikolojinin de önemli temsilcilerindendir. Onun çalışmaları, insanın içsel çatışmalarını, özgürlük arayışını ve yaratıcı potansiyelini anlamaya yönelik bir çaba olarak okunabilir.
Kökler ve Yolculuk: Ohio’nun Ada kasabasında doğan May’in çocukluğu, ailesindeki çatışmalar ve kız kardeşinin ruhsal hastalığı nedeniyle oldukça zorluydu. Bu erken deneyimler, onun insan ruhuna dair derin bir merak geliştirmesine zemin hazırladı. Michigan State Üniversitesi’nden radikal bir öğrenci dergisi nedeniyle uzaklaştırıldıktan sonra Oberlin College’da İngilizce eğitimi aldı. Ardından Yunanistan’da öğretmenlik yaptı ve Alfred Adler’in seminerlerine katıldı—bu deneyim, onun psikolojiye yönelmesinde belirleyici oldu.
Amerika’ya döndüğünde Union Theological Seminary’de ilahiyat eğitimi aldı, kısa süreliğine papazlık yaptı, ancak daha sonra Columbia Üniversitesi’nde klinik psikoloji doktorası yaparak psikoterapiye yöneldi.
Felsefi Derinlik ve Dostluklar: Rollo May’in düşünsel yolculuğunda teolog Paul Tillich özel bir yere sahiptir. Tillich ile kurduğu dostluk, onun varoluşçu felsefeye olan ilgisini derinleştirdi. Yaratma Cesareti (The Courage to Create) adlı eserinin başlığı, Tillich’in Varolma Cesareti (The Courage to Be) kitabına doğrudan bir göndermedir.
May, ayrıca Otto Rank’i varoluşçu psikoterapinin en önemli öncülerinden biri olarak görmüştür. Ölümünden kısa bir süre önce, Rank’in derslerini derleyen bir kitaba yazdığı önsözde şu ifadeyi kullanmıştır:
“Otto Rank’i, uzun bir süredir Freud’dan etkilenen büyük ama keşfedilmemiş bir dahi olarak görüyorum.”
Eserleri ve Etkisi: Rollo May’in en bilinen eserleri arasında Kendini Arayan İnsan, Yaratma Cesareti, Aşk ve İrade (Love and Will) ve Kaygının Anlamı (The Meaning of Anxiety) yer alır. Bu kitaplar, bireyin özgünlüğünü, yaratıcı gücünü ve varoluşsal kaygılarını anlamaya yönelik derinlikli analizler sunar.
May, psikoterapiyi sadece bir teknik değil; bir karşılaşma, bir anlam arayışı olarak görür. Onun yaklaşımı, Freud’un içgörüleriyle varoluşçu felsefenin sezgisel gücünü birleştirerek, bireyin kendini gerçekleştirme yolculuğuna rehberlik eder.
Mirası: Rollo May, yaşamının son yıllarını San Francisco Körfezi kıyısındaki Tiburon’da geçirdi. 1994 yılında kalp yetmezliği nedeniyle hayata veda etti. Ardında, insan ruhunun derinliklerine dair cesur sorular ve bu sorulara verilen içten yanıtlarla dolu bir külliyat bıraktı.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle, okuyunuz…



Yorum bırakın