Özenle oynamak!
— Lila Şanti
“Bu kitap, bir oyun kitabıdır. Biz ancak oyun oynadığımız zaman kendimizi tümüyle serbest bırakabilir ve enerji alanımızı genişletebiliriz. Sevinç ise enerjimizin özgürce akışından başka bir şey değildir.”
Merhaba
Yeniden Öğrenme ve Saf Sevinç
2015 yılı Koçluk Eğitimi son sınavımın ardından, Bütünsel Workshop’a katılmam gerektiği belli oldu. Geçip kalma meselesi, adeta bir dönüm noktasıydı. Mentörüm, Engin Kireç “yemek arası” dediğinde, caddede bir adım attım. Yürüyüş yapmak, temiz hava almak, bir plazanın soğuk duvarlarından sonra içimi ısıtan bir histi. Şişli’nin sokaklarında adımlarken, içinde kaybolacağım bir kitapçı dükkanına rastladım. Rafları tek tek inceledim ve birkaç kitap seçerek yan taraftaki Komşu Fırın’a uğradım. Bir yudum çay ve atıştırmalık eşliğinde, Lila Şanti, Saf Sevinç kitabının sayfalarını araladım.
O an, Koçluk eğitiminin bitmesine rağmen hayatımda öğrendiğim derslerin henüz başında olduğumu fark ettim. İçsel bir yolculuk başlamıştı; her geçen gün daha fazla keşif, daha fazla öğrenme ihtiyacı. O günden sonra, öğrendiklerimle birlikte yaşamı daha derin bir anlamda incelemeye başladım.
Bugün, yıllar sonra kütüphanedeki kitapları düzenlerken, Lila Şanti, Saf Sevinç kitabıyla yeniden karşılaştım. Zamanın bir anda geriye sarıldığını hissettim. O zamanlar öğrendiğim derslere sevgiyle gülümsedim. Aynı heyecanla, kitabın sayfalarını tekrar araladım. Sahi, “Saf Sevinç” ne demekti? Bu sorunun cevabı belki de hayatın sunduğu her anın anlamında saklıydı.
“Saf Sevinç” ifadesi, derin ve sade bir mutluluğu ifade eder; dış etkenlere ya da maddi unsurlara bağlı olmayan, içsel bir dinginlik ve huzur hali olarak tanımlanabilir. Lila Şanti‘nin eserinde de bu ifade, genellikle insanın gerçek benliğiyle bağlantıya geçtiği, anın farkındalığı ve içsel dengeye ulaşma süreciyle ilişkilendirilir. Saf sevinç, bir anlamda tam ve bütün olma hissi olarak tanımlanabilir.
Bundan dolayı, “Saf Sevinç” bir yerden sonra, özgürlük ve özün arayışıyla ilgili bir kavram haline gelir. O anki duygusal durumdan bağımsız olarak, içsel dinginlik ve özsel mutluluk keşfi anlamına gelir. Sadece fiziksel ya da dışsal etmenlerden değil, içsel güç ve dengeyi bulduğunda ortaya çıkan o saf, berrak mutluluktur.
Kitabın sayfalarını aralarken, belki de “Saf Sevinç” ne demekti sorusuyla, kendi iç yolculuğuma dair daha derin bir keşfe çıkıyordum. Her kitap, birer rehber olur ve her yeni okunan sayfa, belki de o gün benim için yeni bir bakış açısı kazandırdı.
Şahika Egeli’nin en büyük tutkusu yolculuk. Kendisine doğru çıktığı bu yolculukta, kendisinden farklı olanı daha yakından tanımanın, kendine yaklaşmanın biricik yolu olduğuna inanıyor. “Kendini bildim bileli gerçeği aradıysam da bu arayışın farkındalığına otuz beşimden sonra varmaya başladım : Gerçek nedir? Ben Kimim? Yaşamın anlamı ne? Özgürlük nedir? Özgün insan kimdir?”
Bu sorular, hem felsefi hem de bütünsel bir bakış açısıyla, insanın varoluşunu, kimliğini ve hayatın derin anlamını keşfetmeye yönelik derin bir içsel yolculuğa işaret eder. Hem antik filozofların, hem de modern düşünürlerin insanlık tarihi boyunca sormaya devam ettiği bu sorular, aslında hepimiz için bir gelişim ve dönüşüm çağrısıdır.
“Gerçek yaşamın farkına vardığımda kırkıma merdiven dayamıştım. En büyük hayalimi gerçekleştirdim. Kitap yazdım. Hem de üç kitap Benim Kavak Ağacım, Paradoks-Kusur Kusursuzlukta, Kanatlarını Arayan Kadın.”
Gerçek Nedir?
Gerçek, farklı kişiler, kültürler ve zamanlar için farklı anlamlar taşıyan bir kavramdır. Objektif gerçek, herkesin aynı şekilde deneyimlediği, bilimsel ve somut ölçütlerle doğrulanan gerçekliktir. Subjektif gerçek ise bireyin kendi deneyimleri, duyguları ve algılarıyla şekillenir. Gerçek, bazen zihnin yarattığı bir illüzyon olabilir, bazen de doğa yasaları ve evrensel gerçeklikler ile şekillenir. Ancak felsefi açıdan, gerçek insanın bilinçli farkındalığının ötesine geçen bir varlık olabilir—“ne olduğu” sorusunu sorduğumuzda, belki de yalnızca bunu deneyimleyerek bulabiliriz.
Ben Kimim?
Bu soruya bir cevap, özdeşlik arayışıdır. Kimlik, sadece adımız ya da fiziksel özelliklerimiz değildir. Bizi biz yapan şey, içsel benliğimizin ve duygusal zenginliğimizin farkına varmamızdır. Ben kimim sorusu, kişisel farkındalık ve kendini keşfetme yolculuğunun başlangıcıdır. Belki de ben, sürekli değişen, büyüyen ve dönüştürülen bir varlıkyım. İnsan, özde bir bütün olmasına rağmen, deneyimlerle şekillenen çok katmanlı bir varlıktır.
Yaşamın Anlamı Ne?
Yaşamın anlamı her birey için farklıdır. Kimi insanlar için anlam, mutluluğu ve deneyimleri paylaşmaktan, bazıları içinse daha derin felsefi ve manevi arayışlardan gelir. Yaşamın anlamı, kendi içsel yolculuğumuza çıktıkça şekillenir. Belki de yaşam, bireysel gelişim, başkalarına yardım etmek, doğa ile uyum içinde olmak gibi unsurlardan bir bütündür. İnsanlar, anlamı sürekli olarak yaratır, kendilerini ve dünyayı keşfederken hayatın amacını daha fazla keşfederler.
Özgürlük Nedir?
Özgürlük, genellikle dışsal kısıtlamalardan, baskılardan ve zorlamalardan bağımsız olma hali olarak algılanır. Ancak, felsefi anlamda özgürlük, yalnızca dışsal koşullara değil, içsel sınırlamalar ve zihinsel engeller ile de ilgilidir. Özgürlük, kendi duygusal ve zihinsel köleliklerimizden kurtulmak, kendi seçimlerimizi yapabilme yeteneğidir. Kendi özgürlüğümüzü bulduğumuzda, başkalarının da özgürlüklerini saygıyla ve sevgiyi barındırarak yaşamayı öğreniriz.
Özgün İnsan Kimdir?
Özgün insan, belki de toplumun kalıplarına uymayan, gerçek benliğini bulmuş ve kendini ifade edebilme cesaretine sahip olan kişidir. Özgünlük, birinin özgürlüğüyle ve kişisel değerleriyle yaşama biçimidir. Özgün bir insan, dışsal etkilerden bağımsız bir şekilde içsel otoritesini takip eder. Gerçek kimliğiyle yaşar ve buna rağmen başkalarına da saygı gösterir. Özgün insan, kendi yolunu izleyen ve bu yolda hem kendini hem de dünyayı dönüştüren kişidir.
Bu sorulara verdiğimiz yanıtlar, hayat yolculuğumuzda sürekli evrilen ve şekillenen cevaplar olacaktır. Her birimiz, bu soruları kendi benzersiz yolculuğumuzda sormak ve yanıtlarını keşfetmek için ilerliyoruz. Her soruda, büyümek, gelişmek ve daha derin bir farkındalığa ulaşmak mümkündür.
Lila Şanti eserde Tanrısal oyun, kavramına değiniyor. Tanrısal Oyun, daha çok felsefi ve spiritüel bir kavram olarak, genellikle yaşamın, evrenin ya da tüm varoluşun, bilinçli bir şekilde yaratılmış, ironi ve dönüşüm dolu bir oyun olduğuna dair bir anlayışı ifade eder. Bu kavram, doğa, insanlık ve evren arasındaki ilişkileri anlamaya yönelik bir bakış açısını simgeler.
Tanrısal oyun üzerine düşünmek, aslında varoluşun derin anlamını keşfetmeye yönelik bir arayıştır. Bu oyun, farkındalık ve özgür irade gibi büyük soruları içerebilir. Tanrı, evrenin yaratıcısı ve düzenleyicisi olarak, bir anlamda her şeyin bir oyun gibi işlediği bir yapıyı kurgulamış olabilir. Ancak bu oyun, belirli kurallar veya düzenin ötesinde, özgürlük, kendi seçimlerimiz ve bilinçli farkındalık ile şekillenen bir yolculuk anlamına gelir.
Ebedi Döngü ve Karma: Bazı felsefi ve spiritüel öğretilerde, Tanrısal oyun, karma veya yeniden doğuş döngüsü gibi kavramlarla ilişkilendirilir. İnsanlar ve tüm varlıklar, bir tür yin-yang dengesinde var olur ve düşüşler ve yükselişler şeklinde bir yaşam yolculuğuna çıkarlar. Bu oyun, bir nevi ruhsal gelişim ve eğitim sürecidir; her seçim ve deneyim, sonunda insanın daha derin bir kendini tanıma noktasına ulaşmasını sağlar.
Hegel’in “Tarihin Tanrısal Oyunu”: Hegel, tarihsel süreçleri, Tanrı’nın bir oyun alanı gibi tasvir eder. Onun düşüncesine göre, insanlık tarihi bir felsefi evrimdir, Tanrı’nın kendini tanıma sürecinin bir yansımasıdır. İnsanlar, özgür iradeleriyle bu evrimsel süreci şekillendirir, ancak evrenin amacı ve nihai sonucu Tanrı’nın bilinçli bir şekilde oynadığı bir oyunun sonucudur.
Sanskrit Felsefesi – Lila (Tanrısal Oyun): Hinduizm ve diğer Hint öğretilerinde, Lila terimi, Tanrı’nın yaratımını bir oyun olarak tanımlar. Bu düşünceye göre, Tanrı evreni yaratırken bir oyun oynar ve her şeyin bir anlamı vardır, ancak bu anlam bazen gizlidir veya içsel bir farkındalıkla keşfedilebilir. Lila, Tanrı’nın ilahi oyunudur ve insanlık da bu oyunun bir parçasıdır. Her birey, Tanrı’nın bilinçli bir yansıması olarak, oyunun içinde kendi rolünü oynar.
Nihilist ve Absürdist Perspektifler: Bazı felsefi akımlar, Tanrısal oyun anlayışını daha karamsar ve absürd bir biçimde ele alır. Albert Camus gibi yazarlar, evrenin anlamsız olduğunu savunur ve insanın bu anlamsızlık içinde anlam yaratmaya çalıştığını söyler. Tanrısal oyun, bu bakış açısıyla, hayatın boşluğu içinde anlam arayışına dönüşebilir, ve bazen insan, oyunun kurallarını sorgulayan bir varlık olur.
Tanrısal oyun, bireysel yaşamda farklı şekillerde tecrübe edilir. Bu oyun, kendi iç yolculuğumuzun ve yaşamın karmaşık yapısını anlamaya yönelik bir fırsat olabilir. Bazı insanlar, hayatın anlamını kozmik bir oyun gibi algılarlar ve bu oyun, her anı derinlemesine deneyimleyerek bir tür öğrenme ve gelişim süreci olarak kabul ederler.
Tanrısal oyun, aslında her birimizin içinde bulunduğu büyük evrensel tiyatroda bir rol oynadığı bir oyun olabilir. Gözlemler yaparak, sorgulamalar yaparak ve düşünerek, insan, bu evrensel oyunun içinde özgür iradesiyle kendini bulur.
Tanrısal oyun, yaşamın anlamını ve evrenin işleyişini sorgularken, bir farkındalık kazanma sürecidir. Bu oyun bazen karmaşık, bazen basit ama her zaman dönüşüm ve öğrenme için bir fırsat sunar. Sonuçta, her birimizin bu oyundaki rolü özel ve benzersizdir, çünkü her birey evrenin bir parçası olarak kendi kimliğini keşfederken, aynı zamanda Tanrı’nın kendini anlamasına katkıda bulunur.
“Lila Şanti” bu terim bireysel bir yaratım, manevi bir öğreti veya yazarın sembolik bir kullanımı olabilir. Özellikle spiritüel anlamda Lila (Hinduizm’de Tanrı’nın evreni yaratma oyununu anlatan bir kavram) ve Şanti (barış anlamına gelen Sanskritçe bir kelime) bir arada kullanıldığında, tanrısal oyun ve ruhsal barış gibi derin felsefi anlamları taşıyor olabilir.
Dünya bir oyun, sevinç ve haz alanıdır. Bize dayatılan tüm oyunları bozup kendi oyunumuzu kurduğumuzda, evren de bizim aracılığımızla oynamaya başlıyor aslında. Bu oyun, yap boz oyunudur. Bozmadan yapamayız; çünkü bu oyun, kendi benliğimizde tüm evreni kucaklama oyunudur. Bu oyun, Tanrı’nın kendisinin farkına varma oyunudur. İbadettir oyun!
Sevinç sizinle olsun diyerek, Lila Şanti, Saf Sevinç okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. Bu kitap, bir oyun kitabıdır. Biz ancak oyun oynadığımız zaman kendimizi tümüyle serbest bırakabilir ve enerji alanımızı genişletebiliriz. Sevinç ise enerjimizin özgürce akışından başka bir şey değildir. Reiki, Yoga, Tai Chi, Qigong, meditasyon gibi egzersizlere ayırarak, günlük hayatta kullanılabilecek yararlı bir egzersiz serisi sunuyor.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle okuyunuz…

Yorum bırakın