“Bildiğim en güzel ve rahatlatıcı alanlardan biri “evet”alanıdır, kendimi ve başkalarını kabullendiğim alandır.”
— Osho
Merhaba
Varoluş dinamiktir, statik değil. Asla durağan bir havuz olamaz. Daimi bir sürekliliktir, akıştır. Hiçbir yanıt sabit olamaz ve toplumun seni kandırdığı nokta budur, Toplum sana sabit yanıtlar verir. Sabit yanıtların tek bir iyi tarafı vardır —ve biz bu yüzden onlara tutunuruz—, sana kesinlik, emniyet, güvenlik hissi verirler. Haklı olduğundan emin olabilirsin. Ama yaşam değişmeye devam eder ve senin “doğrun” sabit kalır. Ve sonra tüm yaşamın ıstıraba dönüşür çünkü yanıtların asla sorularla örtüşmez. Sonra tüm yaşamın yuvarlak deliklere kare kalıplar yerleştirmeye çalışmakla geçer — tüm yaşamın boyunca dener durursun ve bu, insanı canından bezdirir. Tek sebebi, senin yaşamın değiştiğini görmemendir.
“Gerçekten bilinçli insan yaşamla birlikte değişir.”
“Ve mucize şudur: Sen kendini kabul ettiğinde, değişim gerçekleşir.”
Kendine izin ver. Her şeyi akışına bırak. Yürü ve yürüyerek kendi yolunu aç.
Büyük soru: “İçimdeki pek çok sesten hangisinin bana yol gösterecek gerçek benlikten geldiğini nasıl öğrenebilirim? Bu sesin bilinçaltından gelmediğinden nasıl emin olabilirim?”
Çok basit: Seslerin hiçbiri içsel benlikten gelmez. Tüm sesler zihinden gelir. Tüm sesler kaybolduğunda, içsel benlik sessizce seni belirli bir eyleme, belirli bir yöne doğru götürür.
Gautam Buda’nın öğrencilerinden ayrılırken söylediği son sözlerdi: “Kendine ışık ol.” Ama “Kendine ışık ol” derken bir ışığa dönüşmeyi kastetmedi. Olmak ve dönüşmek arasında büyük bir fark vardır.
Dönüşmek bir süreçtir; olmak ise bir keşif.
“İnsan tohumdaki bir ışıktır…”
Bir ışığa dönüşmen gerekmez; zaten ışıksın. Ama içeri girmezsin, senin tüm yolculuğun dışarıdadır.
Gerçeklik orda değil, buradadır. Sonra değil, şimdidir. Dışarıda değil, benliğinin en derin merkezindedir. Sadece gözlerini kapat ve içeri bak.
Tüm nesneler kaybolduğunda, geriye görecek hiçbir şey kalmadığında, kendini ilk kez görür, tanırsın. Kendini ilk kez fark edersin.
“Bu dönüşmek değildir. Bu olduğunu keşfetmektir. Zihindeki düşüncelerin dış kabuğu bırakılır ve sen çiçeklerini keşfedersin. Kokunu keşfedersin. Bu koku özgürlüktür…”
Meditasyon sayesinde insan kendi ışığını keşfeder. Bu ışığa ister ruhun de, ister benlik de, ister Tanrı de, ne dersen de. İnanılmaz güzel, coşkun, sessizdir ama sana ölümün ötesinde bir ebediyet, bir zamansızlık hissi verir.
“İnsanlar tek bir yolla mutlu olabilirler : kendileri olurlarsa…”
Seni yiyip bitiren değersizlik fikri milyonlarca insanı da yiyip bitirmektedir. Çocukluktan itibaren toplum bireyin özgürlüğünü ele geçirmeye başlar. Onlar senin bir başkası olmanı isterler, kendin olmanı değil. Kendini değersiz hissetmenin sebebi budur. Bu çok doğal – sen asla bir başkası olamazsın; içten içe kendine ihanet ettiğini hissedersin.
İçten içe, her insanın doğal hakkı olan mutluluğu, özsaygıyı, gururu ve varoluşun sana hayatla birlikte sunduğu saygınlığı hissedemezsin. Kendin olmana izin verilirse, kendini asla değersiz hissetmezsin. Ama toplum senden bir koyun olmanı ister.
Sen bir ceylan olmanın, bir kaplan olmanın, bir aslan olmanın ya da bir kartal olmanın niteliklerine sahip olabilirsin ama toplum senden tek bir şey olmanı ister. Herkes koyun olmak zorundadır. Şimdi eğer sen bir aslanı bir koyun olmaya zorlarsan, o kendini değersiz hisseder. Sen ona, doğal olmayan bir şey dayatmış olursun. Kimse seni olduğun gibi sevmez; herkes senden şunu olmanı, bunu olmanı ister.
Elbette eğer onların taleplerini karşılarsan sevilir, sayılırsın, ama bu çok tehlikelidir; kendini kaybetmek zorunda kalırsın. Sadece ikiyüzlü biri olursun. Onların saygısını, sevgisini kazanmak nedir ki – sen ruhunu kaybetmişsindir. Sen evrendeki yerini, alanını, en önemli benliğini ve bilincini kaybetmişsindir.
Kendi Tercihlerinizle Yaşamak, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı. 1990 yılına kadar süren yaşam yolculuğu süresince tüm dünyayı yerinden oynatacak söylemleri ve geliştirdiği meditasyonlar ile günümüzde hala güncelliğini koruyan sıradışı bir şahsiyet olan ve Bhagwan Shree Rajneesh adıyla da bilinen Osho, din, felsefe, psikoloji, politika ve insanı ilgilendiren birçok alanda her türlü geleneği temelden sarsan yorumlarıyla büyük ilgi ve de tepki toplamıştır.
Osho
Doğum adı: Chandra Mohan Jain Doğum – Ölüm: 11 Aralık 1931, Raisen (Hindistan) – 19 Ocak 1990, Pune (Hindistan) Diğer isimleri: Acharya Rajneesh, Bhagwan Shree Rajneesh, Osho
Akademik Zemin, Ruhsal Sıçrama:
Osho, felsefe eğitimi aldıktan sonra üniversitede dersler verdi. Ancak onun için bilgi, sadece akademik birikim değil; içsel uyanışın kıvılcımıydı. 21 yaşında yaşadığı ruhsal aydınlanma, onun öğretisinin temelini oluşturdu: “Gerçek bilgi, deneyimle gelir.”
Öğretisinin Özünde Ne Vardı?
- Kurumsal dinlere karşıydı: Osho, dogmatik yapıları reddetti. Ona göre ruhsal deneyim, hiçbir sistemin sınırlarına sığmaz.
- Dinamik meditasyon geliştirdi: Geleneksel çilecilik yerine, bedeni ve duyguları da içeren aktif meditasyon teknikleri sundu.
- Bireyselliği savundu: Her bireyin kendi gerçeğini keşfetmesi gerektiğini vurguladı. Bu, onun öğretilerini özgürleştirici kıldı.
- Yaşamı kutlama: Osho, ruhsal yolculuğun dünyadan kopmak değil, dünyayı bilinçle yaşamak olduğunu savundu.
Tartışmalı Dönemler:
1980’lerde Oregon’da kurduğu Rajneeshpuram yerleşkesi, hem büyüklüğü hem de yaşanan politik ve hukuki olaylarla gündeme geldi. Bu dönem, onun öğretilerinin gölgelendiği ama aynı zamanda kitlesel rezonansın gücünü gösterdiği bir eşikti.
Osho’nun Mirası:
Bugün Osho’nun kitapları, ses kayıtları ve meditasyon teknikleri dünya çapında milyonlarca kişiye ulaşıyor. Onun metinleri, sadece bilgi değil; enerji taşıyan sözler olarak okunuyor. Özellikle “İnsan Kendinin Aynasıdır” gibi eserler, bireyin içsel dönüşümünü tetikleyen ritüel metinler haline geldi.
Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.
Sevgiyle, okuyunuz…

Yorum bırakın