
Gece olunca, odada karanlık yoğunlaşır, gözlerimi kapar ve kelimeler masalları oluşturmak için yeniden başlar. Gece’YE Masal böyle bir gecenin meyveleridir.
İçten gelen bilgi geceyle birlikte yükselir; çünkü Vedalar der ki, hakikat karanlıkta doğar, ışıkla değil.
Hiçliğin uzun gecesi ezelden beri insanların üzerine uzanmıştır. Ve karanlık, bazı yerlere özellikle büyük bir ağırlıkla çöker.
Gece Bizim Hakikatimizde…
Vedalar der ki, en derin hakikatler sessizlikte duyulur. Gece, bu yüzden kutsaldır…
İşte bu nedenle Gece, bizi bazen “ruh” diye adlandırılan ve dilini çözemediğimiz daha kadim bir yere kavuşmaya çağırır…
“Yad bhavam tad bhavati” — Düşündüğün şeye dönüşürsün.
Masal, hakikat susmak zorunda kaldığında konuşmanın bir yoluydu. Vedalar, hakikati korumak için masallar yazdı. Ben de geceye yazıyorum, sembollerin içine bırakıyorum cümlelerimi—herkes duymasın, duymaya hazır olan bulsun diye…
Bu masallar doğudan gelen bir yankının sessiz açılımlarıdır. Hakikat, sevgi ve farkındalıkla geceye yazıldılar. Vedalar der ki: “Gerçek daima galip gelir. Biz sadece onu fısıldıyoruz.”

“Satyam eva jayate” — Gerçek daima galip gelir.
Yine Birileri Mi Suçlu?
Yağmurlu bir günün ardından, Gece, teslim almış nöbeti. Yıldızları yerleştirmiş, gökyüzüne, ayın en güzel halini seyretmiş keyifle. Gece’nin aklına, Yazar’ın kitaptan okuduğu cümleler gelmiş. “Yıldızlar arasında hiç boşluk yoktur. Yıldızlar arasındaki uzay ışıkla doludur: sadece ışığı yansıtacak, bir nesne bulunmadığından o boş görünür.”
Yazar, kitabını kenara koymuş, bakmış pencere önünde bir telaş. Gece’yi, yıldızları ve Koruyucu Meleğini, içeri buyur etmiş.
Gece’ye seslenmiş “İnsanlar, özgürlükten ne anlıyor?”
Gece, Yazar’ın yanına yaklaşıp, naif bölgeye üflemiş.
Yazar, kalbinin sesini dinledikçe. Kelimeleri “gerçeklik” demiş.
Dökülmüşler satırlara, ne çok içlenmişler insanlara. Her kelime birbirini takip ettikçe, tam da noktanın olduğu yerde, çaresiz kalmışlar.
Gerçeğin kimsenin ona inanmasına ihtiyacı yoktur. Siz ona inansanız da inanmasanız da gerçek yine gerçektir.
İnsanlar hikayelerinde, gerçekten öte, yalanlar içinde. Geçmişten her güne iletilmiş özenle. Farkındalık gelişmedikçe, gerçekle tanışamayacaklar, hiçbir gelişte.
Yalan, bilgilerle ne çok kirletilmiş zihinleri. Işık giremiyor içeri.
Koruyucu Melek, “İnsanlar, gizli saklı yaşamaktan keyif alırlar. Gerçekleri ellerine ver. Dört bucak kaçarlar. Yalanlarıyla güçlendiklerini zannederler.”
Yazar, beyaz kalemiyle eklemiş satırlara. Gerçekten, bir hikaye yazmak, için gelişmiş kitaplarla. El verildikçe yazma sevdasına, huzurla ilerlemiş, yolculuğunda. Gece’nin kucağında.
Bir gemi yapmış, kağıttan. Hikayesinin varacağı rotayı belirlemiş. Penceresinin önünde biriken, su damlalarına teslim etmiş. Demir atma günü yakın olsa da. O günü sabırla bekleyecekmiş.
Pencerenin önündeki mumu söndürmüş. Elinde sıcacık çayı ile, gökyüzüne kafasını kaldırdığında, yağan yağmurun altında “Dilekler bütünün hayrına olsun” demiş.
Sonra eklemiş: “Sizler verilen özgürlükle, ne yapabildiniz, yeni yaşamınızda? Yine birileri mi suçlu, hayatınızda…“

Yad bhavam tad bhavati” — Düşündüğün şeye dönüşürsün.
Sevgiyi Yaratmanız Gerekmez
Yazar, masanın, üzerinde duran, pembe mumluğun kapağını açarak, mumu yakmış. Karanlık, aydınlanmış…
Pencereyi açıp, gökyüzüne bakmış. İlerideki, zeytin ağaçları tüm güzelliği ile göğe uzanıyormuş. Derin bir nefes almış. Pencereyi kapatacakken, Gece’yi fark etmiş. Gökyüzünde ay, yıldızlar. Herkes görev yerindeymiş. Aniden bir yıldız kaymış. Bir dilek tutmak için gözlerini kapamış. Gözlerini açtığında “Koruyucu Meleği” ile karşılaşmış. Gülümsemiş…
Koruyucu Melek, ışığa doğru hareket etmiş. “Yeni başlangıçlara ve Taze Bir Sıçrayış” demiş.
Yazar mesajın devamını beklemiş.
Koruyucu Melek, seslenmiş : “Yaşamınızın bir bölümü kapandığında, başka bir bölümü çiçeklenmeye başlar. Şu anda yaşamınızda yeni bir gelişimin ancak ilk işaretlerini fark edebiliyorsunuz. Yolda sizin için çok büyük bir iyilik var. İnançla dolu kalın ve olumlu bakış açınızı koruyun.”
Yazar, hemen dua etmiş. “Yeni fırsatlar getirdiğin için, destek sunduğun ve geçmişi serbest bırakarak şifalandırmama yardım ettiğin için teşekkür ederim. Yaşamımda değişimler deneyimlediğimde içimi güvenle doldur.”
Yazar, çalışma masasına dönüp, yeni bir sayfa açmış. Gece’ye bir Masal bırakmış.
İnsanlar ikili ilişkilerinde istediklerini yapma konusunda, özgür olmadıklarını düşünürler. Birden hayatlarında her şey değişir. Ve istediklerine kavuşurlar. Aslında yapmak istediklerini yapamama konusunda en büyük engel kendileridir. Suçlu olarak da bir aday seçilir. Sıralanır kelimeler ard arda. Kelimeler soluklanmak istedikçe, kurban olma rolü büyür.
Özgürlük ise sadece doğruları konuşabilme sanatıdır… Gerçeğine bağlı kalan, yolunda ilerleyen önce kendini sonra yaşamı, sonrada insanları kazanır. Kişinin en büyük düşmanı kendisidir. Dışarıdan gelecek bir şey yoktur. Ne zaman at ehlileştirilir, insanlar düşünceleriyle uyum içinde olur. Gelişir… Düşünceler vahşi bir attır. Nereye isterse sizi oraya götürür. Siz izin verdikçe.
Yazar, arkasına yaslanıp, yazdıklarını yüksek sesle okumuş. Beyaz, kalemini yerine bırakıp, gülümsemiş. Çayını eline alıp, gecenin huzuruna uzanmış. Yağmurun her damlası toprağa vurdukça ışıkta parlıyormuş. Yağmur hızlanmış. Yazar’ın en sevdiği anlarmış.
Kitabını eline almış. “Sizin sevgiyi yaratmanız gerekmez. Kalbiniz o kadar çok sevgi üretmek üzere yaratılmıştır ki sevginizi tüm dünyaya verebilirsiniz.“
Dost yazarlar, yine yol gösteriyormuş. Onların her söylediğiyle kaynağa varıyormuş.
Şimdi uyuması gerekiyormuş , farkındaymış. Fakat pencerenin dışında bir yıldız yazmaya devam etmesini söylüyormuş. Her nedense yazdığın da yaşadığını hissediyormuş.
Bugün yoğun bir gün olmuş. Kalbindekilere sevgisini göndermiş. Haberi olmadan belki bir duanın içinde geçtiyse, onlar içinde niyette bulunmuş. Bütünün hayrına olması için, bolca şifa dilemiş. Herkesi Sevgi’yle kucaklamış.

“Aham Brahmasmi” — Ben, o mutlak bilinçtim.
Ay Işığı
Ay yerine geçmiş. Yıldızlara gülümsemiş. “Yan yana ne kadar güzeliz” demiş. Ağaçlar rüzgarın ritmiyle, bir sağa, bir sola dans etmiş. Gece kendini iyice hissettirmiş. Tüm enerjiler uykuya geçerken, ortam iyice sessizleşmiş.
Gece, uzaktan olanları seyrederken, Yazar’ın penceresine baktığında, onu kitap okurken görmüş.
Yazar, pencereye yaklaşıp gökyüzüne bakmış. Ayın en güzel halinin tüm sokağı aydınlatmasını seyretmiş. Pencere önünde duran mumu yakıp, yerine geçmiş.
Zen öğretileriyle gelişen Yazar, Ikagai kitabında yazan, farkındalık hikayesini hatırlamış.
Efsaneye göre bir gece keşişimiz evine giren bir hırsızı yakalar. Eşkıya bütün evin altını üstüne getirse de, değerli tek bir eşya bulamaz. Ryokan Taigu ona şöyle der; “Hiçbir şey almadan gidemezsin. En azından giysilerimi hediye olarak kabul et.” Hırsız kabul eder ve evden gider. Çırılçıplak kalan keşiş pencereden gökyüzüne bakar ve kendi kendine şöyle der; “Zavallı hırsız, halbuki ona şu güzel Ay’ı sunabilirdim.” Gecenin sonunda Ryokan Taigukalemini Japon mürekkebini eline alarak şu haiku’yu yazar.
“Hırsız en önemli şeyi unuttu: penceremdeki Ay’ı“
Yazar, kafasını gökyüzüne kaldırıp Ay’ a gülümsemiş. “Orada olmandan mutluyum” demiş.
Mumun yanına gelip, “Şifa’nın bütünün hayrına olmasını” dilemiş.
Masasına dönüp, çayından bir yudum almış. Çayın sıcaklığı çok iyi gelmiş. Aldığı kitaplara bakmış. Okuyacak, ne çok kitap varmış. Okudukça, kelimeleri çoğalıyormuş. Yazdığı kitap içinde, biraz mola vermiş. Kafasındakileri düzenleyip, tekrar yazacakları varmış. Her defasında değiştirip, yeniliyormuş. Ay halen duruyorsa, hiç kaybı yokmuş. Kitabın son haline gelmesi an meselesiymiş.
Masasında ayırdığı kitapları alıp, usulca yerine yerleştirmiş. Yıllardır zihninde dönüp duran sorular artık daha sakin sesleniyordu: “Kitaplara ne verebilirim?” Zamanla cevabı bulmuştu; İnsanlığın en büyük ihtiyacı: “dinginlik”miş. Ve kitaplar, bu dinginliğin fısıltısını taşıyan eski dostlar.
Kitapların, hepsi kendi bölümlerinde ne güzel görünüyormuş. Onların düzenli duruşu , yazarlara olan sevgisini gösteriyormuş.
Yazar, kitapların önünde saygıyla eğilmiş. Gün içinde öğrendikleri için “Usta Kalemlere” teşekkür etmiş.
Franz Kafka’nın “Dönüşüm” kitabını eline alıp kokusunu içine çekmiş. Ardından Stefan Zweig’in “Satranç” kitabına dokunmuş. Onları okumak ve anlamak, ne büyük mutluluk diye düşünmüş. Odasına şöyle bir bakınca, düşlediği, çalıştığı, bir sürü evreden geçtiği bu yer, mabedi. Yeniden doğumunda ona çok şey öğretmiş.
Farkındalık adına, Gece’nin kucağında, gözlerini kapatıp, iç dünyasının zenginliğinde etere kadar yükselip çiçek açmalıymış. Etraf karanlıkken içindeki ışıkla bütünleşmeye çalışmış. Kaynaktan kelimelerini bulmak için sessizliği dinlemeliymiş.
Şimdi derin bir nefes alın ve “ruhunuzun kapı”sını açın… “Anando Brahma” — Mutluluk Tanrısallıktır…
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.